Joom!Fish config error: Default language is inactive!
 
Please check configuration, try to use first active language

UİK 05- EK2: Kıyısal Gözlem Sistemleri
UİK 05- EK2: Kıyısal Gözlem Sistemleri PDF Print E-mail

Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005 UİK 05

Düzenleyenler:

Prof. Emin Özsoy ve Prof. Mehmet Karaca
(ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü / İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü)

Yer ve tarih:
6-7 Nisan 2005: Suphi Öner Uygulama Oteli, Mersin
8 Nisan 2005: ODTÜ Deniz Bilimleri Ensttitüsü, Erdemli, Mersin

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu
TÜBİTAK

EK-2
KIYISAL GÖZLEM SİSTEMLERİ - ULUSAL VE ULUSLARASI GEREKLER


Kıyısal Gözlem Sistemleri ile İlgili Ulusal Gerekler:

Ulusal ve bölgesel ekonomik gelişme sonucunda, giderek daha fazla olumsuz etkilenen bölgelerde kurulacak Kıyısal Gözlem Sistemleri, kıyısal sistemdeki değişimlerin günü gününe izlenebilmesine olanak verecek, dolayısıyla hem kaynak yönetimi karar süreçlerine bilgi aktarabilecek, hem de tahminlerde kullanılabilecek verileri üretebilecektir. Türk Denizleri’nin tümünde kritik öneme sahip alanları örnekleyebilme yetisiyle kıyısal gözlem sistemi denizlerimizdeki araştırma programlarına istenen verileri sürekli olarak sağlayabilecektir. Çevresel duyarlılığı bulunan bölgelerde hızla yürürlüğe konulması gereken Eylem Planları, ancak gözlem sistemlerinin üreteceği verilere dayandığı sürece başarılı olabilir. Sürdürülebilir kalkınmanın en önemli araçlarından olan Kıyısal Alanlar Yönetimi, ancak bu bilgilere ve bu bilgilerle desteklenen bilimsel sorgulamalara dayanılarak geliştirilebilir.

Türkiye’de endüstri ve nüfus artışı bakımından patlama yaşanan en önemli iki bölge (i) Marmara Denizi, Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile Ege Denizi ve Karadeniz’in bir bölümünü de içine alan Türk Boğazlar Sistemi, (ii) Çukurova ve Kıbrıs arasında yer alan, İskenderun, Mersin Körfezlerini ve Kıbrıs adası kıyılarını da içine alan Kilikya Baseni / Çukurova Kıta Sahanlığı bölgeleridir. Hem insan aktivitelerinden, hem de doğal değişimlerden birinci derecede etkilenen bu bölgeler, karasularımızın oldukça dar olduğu Ege Denizi hariç tutulursa tüm Türkiye kıyılarında kıta sahanlığı’nın en geniş olduğu yerlere karşılık gelmektedir (Şekil 1 ve 2).

Hızla çevresel bozulmaya uğrayan, görece küçük boyutlardaki Marmara Denizi, dünyadaki yarı-kapalı özellikler taşıyan benzer denizler arasında özel bir öneme sahiptir ve acil çözüm bekleyen sorunları bulunmaktadır. Ülkemizdeki endüstri ve nüfusun büyük bir bölümü yoğun bir şekilde bu denizimizin kıyılarında yer almaktadır. Akdeniz ve Karadeniz arasındaki balık göç yolları üzerinde bulunması nedeniyle, Boğazlar’daki kirlilik, yerel avcılık ve diğer olumsuz koşullar, her iki denizde de canlı popülasyonlarını ve balıkçılık verimini etkilemektedir. Türk Boğazlar Sistemi’nin hızlı değişimlere sahne olan, dolayısıyla oldukça duyarlı ve kırılgan bir fiziksel yapısı bulunmaktadır. Hem Karadeniz’in bugünkü olumsuz koşullarından etkilenmesi (Polat, 1995; Tuğrul ve Polat, 1995), hem de çevresindeki yoğun sanayi ve yerleşim alanlarının etkileri sonucunda kirlilik hizla artmakta ve Türk Boğazlar Sistemi’ni tehdit etmektedir. Bunun yanısıra, Boğazlar’dan geçen ve Hazar Denizi Petrolünün dış pazarlara sevki ile büyük artışa uğrayacak olan tanker trafiği de, yaratacağı kirlilik ve kaza riskleri ile, önemli bir tehdit oluşturmaktadır (Plant, 2000; Kesgin ve Vardar, 2001).



Şekil 1. Türk Boğazlar Sisteminin sınırları ve taban topoğrafyası

Öte yandan, Türkiye’nin bir iç denizi olarak, buradaki kaynakların kullanımı, çevrenin korunması ve ekonomik, sosyal faktörler dikkate alınırsa, Marmara Denizi’nin ve çevre denizlerle dinamik alışverişi sağlayan Boğazlar’ın Türkiye için tartışılmaz önemi ortaya çıkar. 1999 yılında gerçekleşen büyük depremler ve bunların sonuçları da göstermiştir ki, Marmara Denizi ülkemiz için sahip olduğu önemle orantılı kollektif bir sorumluluğu gerektirmektedir. Bütün bu etkenler ve yoğun kullanım sonucunda, Türk Boğazlar Sistemi’nde kaynak yönetimi ile ilgili alınacak kararların, ayrıntılı gözlem sistemlerine ve bunlardan yararlanan bilimsel araştırmaların sonuçlarına dayanması kaçınılmazdır.

Türk Boğazları olarak adlandırılan İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı, Karadeniz’i dünya denizlerine bağlayan önemli bir doğal su yoludur. İstanbul Boğazı’nda Panama Kanalının 4, Süveyş Kanalının 3 katı daha fazla bir gemi trafiği yaşanmaktadır. İstanbul Boğazı, 17 deniz mili (30 km) uzunluğunda, ortalama 1.2 km genişliğinde uzun ve dar bir su yoludur. Boğazın genişliği yer yer 700 metreye kadar düşmektedir, gemilerin seyri için ayrılan kanalın genişliği ise 200m cıvarındadır. Oysa hızla artan deniz ticareti sonucunda uzunluğu 300 metrenin üzerinde büyük gemilerin sayısı artmakta, Boğazlardan geçen gemilerin %5 ten fazlası ise boyu 200m’nin üzerindekilerden oluşmaktadır.

İstanbul Boğazı’ndan yılda ortalama 50.000 ve Çanakkale Boğazı’ndan yılda ortalama 40.000 civarında gemi geçmektedir. İstanbul’un Asya ve Avrupa yakaları arasında yolcu trafiğine yönelik olarak günlük 2000 civarında deniz aracı hareket etmektedir. İstatistiklere göre, İstanbul Boğazı'ndan her ay amonyak, petrol, kimyasal madde, nükleer atık, LPG, LNG gibi tehlikeli madde taşıyan en az 100 tanker geçiyor. İstanbul Boğazından geçen tehlikeli yük taşıyan gemilerin sayısında ve ebatlarında büyük artışlar meydana gelmiştir. Tankerlerin yükünün yaklaşık yüzde 20'sini kimyasal ve patlayıcı maddeler oluşturmaktadır. Her ay amonyak yüklü 200 metrenin üzerinde en az 15 tanker Boğazlar'dan geçiyor. 150 metrenin üzerinde kimyasal ve LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) yüklü tanker sayısı ise 25'i buluyor. 100 metrenin üzerinde geçen LPG yüklü tanker sayısı ise en az 50. Öte yandan İstanbul kıyılarında milyonlarca insanımız yaşamakta, boğazın iki yakasında emsalsiz bir tarih ve kültür hazinesi sıralanmaktadır.

Gemi İnşa Sanayiindeki teknolojik gelişmeler ve Hazar Petrollerinin uluslararası pazara çıkarılması gibi nedenlerle son yıllarda Türk Boğazlarından geçen gemilerin boyutları, tonajları ve taşınan tehlikeli yüklerin çeşitlerinde ve miktarlarında da önemli artışlar meydana gelmiştir. Önceki yıllarda tehlikeli yük taşıyan gemilerin oranı %10’lar civarında iken 2000 yılında bu oran %18’lere çıkmıştır. Montrö Sözleşmesinin imzalandığı 1936 yılında yılda ortalama 4500 gemi geçerken, günümüzde yaklaşık 23.000 uğraksız olmak üzere 50.000 civarında gemi geçiş yapmaktadır. Özellikle İstanbul Boğazında günde 2500 civarında, yani yılda 700 binin üzerinde Deniz Aracı düzensiz sefer yapmakta ve günde 1 milyona yakın insan iki yaka arasında taşınmaktadır.

İstanbul Boğazı; dar, kıvrılarak uzanan, arkası görünmeyen tepelerle çevrili burunlara, keskin dönüşlere, sığlıklara, karışık, düzensiz, kuvvetli alt, üst, yan ve ters akıntılara sahiptir. İstanbul Boğazı’nda gemiler yer yer saatte 7-8 mil hıza uzanan yüzey akıntılarının etkisi altında 4 noktada yaklaşık 45 derece, Yeniköy Şamandırası açığında yaklaşık 80 derecelik büyük rota değişikliği yapmaktadır. İstanbul Boğazı’ndan geçiş sırasında bir gemi yaklaşık 12 kez rota değişikliğine gitmektedir. (www.turkishpilots.org).

Kilikya Baseni olarak adlandırılan ve Türkiye’nin Çukurova kıyıları ile Kıbrıs arasında yer alan, İskenderun ile Taşucu Körfezleri’ni de içine alan bölge, denizcilik, taşımacılık, sanayi, enerji üretimi, petrol boru hattı terminalleri, turizm, tarım, yerel ve ülkeler arası kirlilik taşınımı, kıyısal yapılar gibi planlama gerektiren pratik problemler (örneğin: İskenderun-Mersin kıyı bölgesinde yoğun sanayi ve nüfus bölgeleri, Bakü-Ceyhan petrol boru ve diğer petrol terminalleri, donanma tesisleri, Kıbrıs ve Türkiye arasında enerji, su aktarımı ve iletişim, lagünler, doğal koruma alanları ve planlanan baraj inşaatları) açısından, gelişimin hızlı olduğu, ekonomik öneme sahip bir yurt bölgesidir.


Şekil 2. Kilikya Baseni / Çukurova Kıta Sahanlığı bölgesinin sınırları ve taban topoğrafyası

Akdeniz, küresel ölçekte yıllararası ve uzun dönemli iklimsel değişimlerin ve atmosfer / deniz / kara etkileşimlerinin çok belirgin olarak gözlendiği, ve bunların etkilerinin en çok duyumsandığı bir bölgede yer almaktadır. Bu özelliklerin oluşmasında, yarı kapalı basenin ısı ve madde akıları, atmosfer ve denizdeki kapalı devre dolaşımlar, orta enlemler atmosfer hareketlerinin topoğrafya ile etkileşimi, küresel ölçekli atmosferik cephelerin Akdeniz’de buluşmaları, gibi önemli etkenler rol almaktadır (Özsoy, 1999). Jetler ve girdaplardan oluşan akıntı sistemleri deniz ortamında etkili taşınım mekanizmalarıdır. Bu yapılardan bazıları olağanüstü derecede dengeli veya durağandır; kış aylarında ise turbulanslı, ve göreceli olarak daha küçük girdaplar oluşur. Bu yapılardan bazıları uzun sürelerde, küçük mevsimsel değişimler dışında yerlerini ve özelliklerini koruyabilmekte, bir kısmı birkaç yıl süreli olarak varlıklarını sürdürdükten sonra birden yok olabilmekte veya yeniden ortaya çıkabilmektedirler (Özsoy et al., 1993). Birincil üretim anlamında doğu Akdeniz basen ölçeğinde bir ‘mavi çöl’ olarak algılanabilirse de, yukarıda anılan girdap ve akım yapılarından önemli ölçüde etkilenmektedir. Özellikle, yukarıda anılan her bir küçük ölçekli yapı diğerinden çok farklı mikrokozm özelliklerine sahip olabilmektedir.Böyle bir ortamda kıyı bölgesi daha da önemli bir konumdadır, çünkü hem önemli besin ve kirletici kaynaklarını içermekte ve bunların türbülanslı akımlarla açık denize iletiminde rol oynamakta, hem de açık deniz sisteminden apayrı kaynakları ve karmaşık yapısıyla daha iyi anlaşılması gerekmektedir.

Bu açıdan, seçilen kontrollü alanlarda sürekli ve detaylı ölçümler gerçekleştirilmeli, uzun dönemli bir bulgu bazının oluşumu sürdürülmeli, ve ekosistemin işleyişine dair kısa uzay ve zaman ölçekli olaylar ile karmaşık kıyısal dinamiğin uygulamadaki sonuçları gözden kaçmayacak şekilde model ve bulgu sentezi ile öngörülebilir hale gelinmelidir.

Uluslarası Gelişmeler ve Kıyısal Gözlem Sistemleri:


Gözlem ve öngörü sistemleri ile ilgili uluslarası gelişmeler, bu faaliyetlerin giderek artan önemini, ve denizlerimizde yapılacak araştırmalarda sağlayacakları önemli katkıları, yanıt verebilecekleri önemli soruları ve gereksinmeleri daha belirgin kılmaktadır.

Kıyısal sistemlerdeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkileşimler, yerküresel sistemin yaşamı destekleme kapasitesini ve değişimlerini büyük ölçüde belirlemektedir. Bunun bir nedeni kara, deniz ve atmosfer arasındaki etkileşimler (nehir ağızları ve haliçlerin davranışları, kıyısal akıntı sistemleri, deniz meltemlerine bağlı dolaşımlar, besin kaynaklarına karasal katkılar ve kirlenme) ise de, diğer nedeni kıyısal bölgelerin endüstrileşmeyle orantılı olarak artan insanlarca kullanımıdır. Günümüzde insan etkilerinin en çok duyumsandığı kıyısal sistemler, küresel değişimin de en önde gelen etkenleri ve bu değişimin sonuçlarının en kolay algılandığı yerler arasında yer alırlar. Doğa bilimleri açısından bakıldığında ise, karmaşık kıyısal sistemlerin dinamiklerinin yeterince anlaşılması, ve durumlarının bilimsel kesinlikle saptanması, üstün bir gayret ve destek isteyen araştırma hedeflerinin geliştirilmesini ve sürdürülmesini gerektirir. Kıyısal bölgeyi etkileyen dış etkenlerin ve sınır koşullarının iyi bilinmesi ve sürekli gözlemlerle kesin bilgiler olarak olarak ortaya konması gerekir.

Denizlerin iklim sistemi içindeki etkilerinin anlaşılabilmesi ve davranışlarının tahmin edilebilmesi, genellikle elde edilmeleri güç ve masraflı olan küresel ve bölgesel verileri gerektirmektedir. Bu yaklaşımla, Küresel Okyanus Gözlem Sistemi (Global Ocean Observing System – GOOS)’nin kurulması için ilk karar, 1992’de Rio de Janeiro’daki Birleşmiş Milletler Çevre ve Gelişme Konferansı (UN Conference on Environment and Development - UNCED) sırasında uluslararası bir görüş birliği sonucunda İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, ve Sürdürülebilir Kalkınma için Eylem Planı (Agenda 21)’nın imzalanması ile ayrıntılandırılmış ve onaylanmıştır. Bu sözleşmelerde Türkiye taraftır.

Agenda 21, denizlerin ve doğal kaynaklarının etkili yönetimi ve sürdürülebilir kullanımı için Küresel Okyanus Gözlem Sistemi’nin kurulmasının gereklerini özellikle ortaya koymuştur. Bu geniş ve yüksek hedeflere ulaşılması, öncelikle hem ulusal hem de küresel ölçeklerde, kıyısal ekosistemlerin ve doğal kaynakların durumunu her an yeniden değerlendirebilme ve beklenen değişimleri tahmin edebilme yetisine bağlıdır. GOOS, kıyısal ekosistemler ve kaynaklardaki değişimlerin zamanında algılanabilmesi ve tahmin edilebilmesini olanaklı kılacak veri ve bilgilerin üretilmesi amacıyla yürürlükteki araştırma ve izleme programlarının desteklenmesi, zenginleştirilmesi ve koordine edilmesi yönünde bir çabadır, ve UNESCO’ya bağlı Intergovernmental Oceanographic Commission (IOC), United Nations Environmental Program (UNEP), World Meteorological Organization (WMO), ve Food and Agriculture Organization (FAO), gibi uluslararası Birleşmiş Milletler kuruluşları ve International Council for Science (ICSU) tarafından oluşturulmuştur. Aynı kapsamda Committee on Earth Observation Satellites (CEOS), Integrated Geosphere-Biosphere Programme (IGBP), ve World Climate Research Programme (WCRP) ile, Global Climate Observing System (GCOS), the Global Terrestrial Observing System (GTOS), World Weather Watch (WWW), Global Atmosphere Watch (GAW) gibi programlar küresel iklim sistemini tanımlayan ek bilgiler için çaba harcamaktadır.

Tasarlanan GOOS sistemi birbirini tamamlayan iki modülden oluşmaktadır: (i) okyanusların iklim sistemindeki rolünü inceleyen basen ölçeğindeki modül (Ocean Observations Panel for Climate, OOPC) ve (ii) kıyısal ekosistemlerdeki çevresel değişimleri ve bunların toplumlar üzerindeki etkilerini inceleyen kıyısal modül (Coastal Ocean Observations Panel, COOP). 1992’deki Rio Konferansı’ndan bu yana basen ölçekli modül oldukça gelişmiş ve işleme sokulmaya başlanmıştır. Buna karşılık, büyük ve uluslarası bir önem atfedilmesine karşın kıyısal modülün gelişmesi aşağıdaki zorluklardan dolayı oldukça yavaş olmuştur: (1) kıyısal ekosistemlerin karmaşık mozaiğinde yer alan çeşitli değişimleri algılayıp tahmin edebilecek ve uluslararası kabul görmüş bir sistemin tasarlanıp uygulamaya sokulabilmesi, (2) farklı ve bazen birbiriyle uyumsuz kaynaklardan hızlı bir şekilde elde edilmesi gereken verileri sağlamakta yetersiz kalan veri yönetim sistemleri, (3) kimyasal ve biyolojik değişkenlerin özellikle ölçümünü gerektiren süreçleri hızlı ve sıradan bir şekilde algılamaya olanak vermeyen ilkel teknolojiler, (4) araştırma sonuçlarının kullanıcı isteklerine dayalı bir operasyonel çerçeveye sokulmasını sağlayacak (kurumsal ve finansal) mekanizmaların yeterince oluşmamış olması, (5) kıyısal modül için gerekli bölgesel ve küresel işbirliğini destekleyecek yeterli fonların bulunamaması. Bu etmenlerden sonuncusu, uluslarası destek gerektiren ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde çözülmesi gereken önemli bir sorundur.

Kıyısal modülün önemi, canlı kaynakların ve giderek artan insan faaliyetlerinin aynı anda kıyısal bölgelerde yer almasından kaynaklanır. Özellikle drenaj basenlerinde yer alan aktif toplumların doğal sistemden talepleri giderek artmaktadır ve bunun sonucunda kıyısal sistemler benzeri görülmemiş bir değişimin ortasında bulunmaktadırlar. Canlıların yaşam ortamları bozulmakta, çeşitlilikleri hızla azalmakta, kıyısal aşınma ve seller, su seviyesi değişimleri, oksijen tüketimi, zararlı algler, yabancı türlerin istilası, balık stoklarının azalması gibi son dönemlerde giderek artmakta olan oluşumlar, kıyısal sistemlerin yaşamı ve doğal kaynakları destekleme kapasitesini yok etmektedir ve sonuçta kıyı bölgeleri doğal felaketlere daha duyarlı, yaşam koşulları bakımından daha az elverişli ve ulusal ekonomiler için daha riskli hale getirmektedir. Bütün bunların sonucunda, çevresel değişimleri ve bunların halk üzerindeki etkilerini zamanında algılamaya ve tahmin etmeye olanak veren sistemler geliştirilemezse, doğal kaynakların yönetimi daha zor ve politik hale gelecek, buna bağlı olarak sosyal ve ekonomik fiyatı artacaktır.

Kıyısal gözlem sistemlerinin kurulması önemli güçlükler içerse de, toplumsal gereksinimlerdeki artış ve teknik kapasitenin gelişimi, böyle sistemleri gerektirmektedir. İstenen sistem şu özellikleri sağlamalıdır: (1) bilimsel temeli sağlam olmalıdır; (2) çeşitli kullanıcı gruplarının bilgi gereksinmesine karşılık vermelidir; (3) var olan kaynak ve olanaklardan, bilgi ve uzmanlıktan en üst düzeyde yararlanmalıdır; ve (4) sürekli ve bütünleştirilmiş yapıda olmalıdır.

Kıyısal alanlarda yaşanan sorunlar ve veri gereksinimi:

• Su seviyesi değişimleri
• Biyolojik çeşitliliğin, kritik yaşam ortamlarının ve yokolma tehdidi altındaki türlerin korunması, yabancı türlerin bölgeye yerleşimi
• Atmosfer ya da nehirlerden kaynaklanan besin girdilerindeki artış sonucundaki kıyısal ötrofikasyon
• Kıyısal bölgede atık yönetimi
• Zararlı alg patlamaları
• Deniz kaynaklı etkenlerin insan sağlığına etkileri
• Fırtına, taşkın ve kıyısal aşınma gibi doğal ve insansal etkilerin önlenmesi
• Kıyısal balık stoklarının tüketilmesi
• Kültür balıkçılığının yönetilmesi
• Liman tasarımı ve yönetimi, denizde güvenlik, arama-kurtarma ve deniz kazalarından kaynaklanan kirlenme gibi etkiler gözetilerek deniz ulaşımının güvenli ve verimli hale getirilmesi
• Kıyısal bölgede endüstriyel işlemlerin etkin tasarım ve işletimi
• Kıyısal bölgenin turizm ve eğlence amaçlı kullanımı
• Kıyısal alanlarda tuzlu su girişinin tatlı su kaynaklarına etkileri


Tablo – Kıyısal Gözlem sistemlerinde uygulamalar, değişkenler ve kullanıcılar

Uygulama
Değişkenler
Kulllanıcılar
Doğal felaketleri etkilerinin önlenmesi Rüzgar, dalga, tsunami,deniz taşkınları, deniz
buzu, sis
Merkezi ve yerel yönetim, kıyısal yerleşimler, taşıma ve balıkçılık şirketleri, inşaat ve sigorta şirketleri
Balıkçılık Sıcaklık, tuzluluk, klorofil, dalga yüksekliği, akıntılar, biyokütle, popülasyon yapısı
Balıkçılık şirketleri
Kültür balıkçılığı Sıcaklık, tuzluluk, askı yük, su kalitesi, besin maddeleriKültür balıkçılığı endüstrisi
Kıyısal yerleşimler Dalga istatistiği, su seviyesi, kıyı erozyonu, batimetri, kum birikimi, nehir girdileri Tasarım ve mühendislik
şirketleri, yerel yönetimler
Atık yönetimi Akıntılar, rüzgarlar, biyolojik ve kimyasal değişkenler, oksijen, su kalitesi Atık üretenler ve şirketler, yerel yönetimler
Zararlı alg patlamaları Sıcaklık, tuzluluk, akıntılar, rüzgarlar, tür dağılımı, besin maddeleri, yağış, nehir ve kara yüzeyi akımları, güneş ışınımıBalıkçılık şirketleri, yerel yönetimler, kültür balıkçılığı endüstrisi, sigorta ve turizm şirketleri
İnsan sağlığı Deniz gıdalarında bakteriyolojik ve kimyasal ölçümler, deniz suyunda bakteri Sağlık kuruluşları
Kirlenme Akıntılar, oksijen, su kalitesi, toksik maddeler, sedimanYerel yönetimler, kıyısal endüstri ve inşaat endüstrisi
Petrol sızmaları Sıcaklık, tuzluluk, akıntılar, rüzgarlar, renkli uydu görüntüleriSahil güvenlik, temizleme ve sigorta şirketleri, tanker şirketleri
Turizm ve eğlenceHava ve deniz durumu, su kalitesi, sıcaklık, güneş ışınımı, yağış
Turizm endüstrisi, yerel yönetimler
Deniz trafiği Akıntılar, rüzgarlar, dalga yüksekliği, görüş uzaklığı Limanlar, deniz ticaret ve sigorta şirketleri
Kıyı ötesi işlemleri Dalga yüksekliği, su seviyesi, akıntılar, sediman taşınımı, rüzgarlar, kirlenme parametreleri

Kıyısal endüstri, petrol ve taşıma şirketleri, limanlar

 

Haberler

METEOROLOJİ / OŞİNOGRAFİ MÜKEMMELİYET AĞI (MOMA) PİLOT PROJESİ: UYDU VE YER GÖZLEM, VERİ ASİMİLASYONU, ÖNGÖRÜ, ERKEN UYARI SİSTEMLERİVE KULLANICI HİZMETLERİ'NIN GELİŞTİRİLMESİ
Proje desteği: TÜBİTAK KAMU KURUMLARI ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME PROJELERİNİ DESTEKLEME PROGRAMI

Online Kişi Sayısı :

We have 3 guests online