Joom!Fish config error: Default language is inactive!
 
Please check configuration, try to use first active language

UİK 05: Ulusal İklim Kollokyumu 2005 Raporu
Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005 UİK 05

 AMAÇ, KAPSAM, ÇALIŞMA PROGRAMI VE SONUÇLAR

Düzenleyenler:
Prof. Emin Özsoy ve Prof. Mehmet Karaca
(ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü / İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü)

Yer ve tarih:
6-7 Nisan 2005: Suphi Öner Uygulama Oteli, Mersin
8 Nisan 2005: ODTÜ Deniz Bilimleri Ensttitüsü, Erdemli, Mersin

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu
TÜBİTAK

Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005

Amaç ve Kapsam

Mersin’de 6-8 Nisan 2005 tarihlerinde TÜBİTAK Yurtiçi Toplantı Desteği ile gerçekleştirilen Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005, ülkemizde iklim bilimleri araştırıcılarını, özellikle genç araştırıcıları, ilk kez bir araya getirerek iklim bilimlerinde güncel yöntem, strateji ve araştırma konularını tartışmak, Türkiye'de iklim bilimleri dallarında yapılan ve yapılabilecek çalışmaları değerlendirmek, işbirliği yapılabilecek konuları ortaya koymak ve özellikle genç bilimcilerin de dahil olduğu bir ağ oluşturarak ilgili araştırma yapısını güçlendirmek amaçlarıyla düzenlenmiştir. Kollokyum’a katılım, konuyla ilgili araştırmacılara kişisel olarak yapılan çağrı ile sağlanmıştır.

İklim sisteminin kısa ve uzun süreli bölgesel / küresel değişkenliğini gözlem ve modellerle çözümlemeye çalışan Kollokyum aşağıdaki sorulara yanıt aramaya çalışmıştır:

• araştırma yöntemleri nelerdir ve ülkemizdeki araştırma olanakları ne düzeydedir?
• küresel / bölgesel iklim sistemi etkileşimlerini etkileyen süreçler nelerdir ?
• bölgeyi etkileyen hangi öncelikler dikkate alınmalıdır ?
• hangi ortak yaklaşım ve işbirliği olanakları bulunmaktadır ?

Kollokyum’da özellikle aşağıdaki araştırma alanları hedeflenmiştir:

• Bölgesel iklim değişikliği ve değişkenlik
• Sınırlı alan atmosfer modellemesi,
• Yeryüzü iklimi ile yukarı atmosfer etkileşimleri,
• Aerosol taşınımı ve etkileri,
• Fiziksel oşinografi ve deniz iklim süreçleri,
• Hidrodinamik dolaşım ve ekosistem modelleri,
• Limnoloji, göl ekosistemleri, hidroloji ve su kaynakları,
• Kara, deniz, atmosfer, biyosfer etkileşimleri,
• Operasyonel öngörü sistemleri ve veri asimilasyonu,
• Gözlem sistemleri ve uzaktan algılama,
• Dendroklimatoloji.

Katılımcılardan isteyenlerin, çalışmalarını konuşmaları dışında poster olarak ta sunmaları iletişim ve tartışma ortamına olumlu etki yapacaktır. Poster getirmeniz önemle rica edilir.

Çalışma Programı

Programda birinci ve ikinci günde katılan kişi ve grupların çalışmalarıyla ilgili sunuşlar yapılmış, üçüncü günde ise, yapılan çalışmalar ışığında iklim bilimlerine ülkemizin katılım ve katkısı için gerekli yaklaşım ve işbirliği olanakları irdelenmiş, ayrıntıları aşağıda verilen bazı sonuçlar elde edilmiştir.


İklim Bilimleri Kollokyumu’na çeşitli üniversite ve kamu araştırma kurumlarından toplam 42 bilimci katılmış, ayrıca kamu ya da uluslararası kurumları temsil eden bazı katılımcılar da programda yer almıştır.

Kamu kurumları arasından Çevre ve Orman Bakanlığı Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (DMİ)’nden 4, Harita Genel Komutanlığı (HGK)’ndan 1, T.C. Deniz Kuvvetleri Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi’nden 1, Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan 1, ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme / UNDP)’den 2 katılımcı Kollokyum’a ve sonuç tartışmalarına katkıda bulunmuşlardır.

Sunumların yapıldığı birinci ve ikinci gün toplantıları Mersin Suphi Öner Uygulama Oteli’nde gerçekleştirilmiş, iklim bilimlerinin ülkemizdeki gelişimi, işbirliği ve program geliştirme konularının tartışılmasına ayrılan Kollokyum’un üçüncü günü toplantısı ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün Erdemli Kampus’unda yapılmıştır.

Sonuçlar

Kapsam ve Birikim

İklim bilimleri’nin konusu olan Yer Sistemi çeşitli katmanlardan oluşmaktadır:
1 – Fiziksel iklim sistemi (atmosfer-okyanus-karalar sistemi, küresel-bölgesel iklim, madde -örneğin nem, aerosol, kirlilik taşınımı, su döngüsü, atmosfer-deniz-kara etkileşimi, oşinografi, hidrografi ve meteoroloji gözlem / model / öngörü sistemleri), paleoiklim
2 – Biyojeokimyasal döngüler ve biyosfer (karbon, azot, fosfor, sülfür döngüleri, biyolojik üretim, biyoçeşitlilik, bitki örtüsü, canlı populasyonları dinamiği ve besin zinciri, dendroklimatoloji, paleoiklim
3 – Sosyo-ekonomik etkileşimler ve insan etkisi (insan etkisiyle iklim değişimi, sera etkisi, iklim değişiminin etkileri - tarım, su kaynakları, orman vs.)

Yukarıdaki geniş konular yelpazesi içerisinde özellikle deniz, atmosfer, iç sular ve paleoiklim konularında fizik, kimya, biyoloji, ormancilik ve jeoloji temeline sahip sınırlı sayıda araştırmacıyı buluşturan Kollokyum’un üçüncü günündeki Erdemli toplantısında iklim bilimlerinin çağımızdaki önemiyle orantılı bir ilgiyi ülkemizde de görmesi ve sürdürülebilir çevre yönetimine katkı yapabilmesi için gerekenler tartışmaya açılmış ve ortak görüşler saptanmıştır.

Kollokyum’un belki de önceden beklenmeyen bir sonucu, ülkemizde de iklim bilimleri için oldukça yeterli bir birikimin olduğunun ortaya çıkması olmuştur. Yer ve zaman kısıtlamaları dikkate alınarak sınırlı katılım hedeflenmesine karşılık Kollokyum’a gösterilen büyük ilgi bu birikimin en açık göstergesidir. Sunumların kalitesi, genç araştırıcıların ilgisi ve tüm katılanların coşkusu, eğer bu birikim iyi değerlendirilirse, iklim bilimleri araştırmalarının hızla gelişebileceğini göstermektedir.

Sürdürülebilir bir çevre yönetimine ulaşabilmek için, iklim bilimleri temel yaklaşımının toplumla paylaşılması, bilimsel araştırma programlarından sorumlu kurumlarca yeterince dikkate alınması ve toplumsal öneme sahip araştırma öncelikleri olarak algılanması gerekli görülmektedir. Gerçekten de iklim bilimleri toplumların geleceği ile doğrudan ilgilidir, yaşadığımız çevrenin sahiplenilmesini (bu anlamda gerçek yurtseverliği), risklerinin farkında olunmasını, ve insansal ve doğal yıkımlardan korunmasını amaçlar. Dünyadakine paralel bir gelişme sağlanabilmesi için, altyapının desteklenmesi, sürekli bir araştırma programının oluşturulması, güncel bilimsel - teknolojik gelişmelerin yakından izlenmesi, ve geniş kapsamlı işbirliği gereklidir.

Yaklaşım

Öncelikle iklim bilimlerinin ülkemizdeki yapısı, gerekli yaklaşımı ve öncelikleri konusundaki birikim gözden geçirilmiştir. Bu gözden geçirimde, daha önce Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK)’nun önerisi ve TÜBİTAK’ın girişimi ile hazırlanmış olan ‘TÜBİTAK – TTGV Bilim – Teknoloji – Sanayi Tartışmaları Platformu, Deniz Ve Denizaltı Kaynaklarından Yararlanma Teknolojileri Çalişma Grubu’ (kısaca ‘BTYK-Deniz’) raporu (2002), sonuçları ve politika önerileri ile gündeme gelmiştir. Rapor çeşitli konulardaki 7 Alt Grup’a ait ciltler ve burada Ek-1 de verilen Yönetici Özeti’nden oluşmaktadır.

Bu rapor iklim bilimlerinin önemli bir alt grubu olan deniz bilimleri ve teknolojisi konusunda hazırlanmış olmakla birlikte, içerdiği ve Kollokyum’da da ifadesini bulan yaklaşım, iklim bilimlerine, ve daha geniş bir uygulama ile doğa bilimlerinin tümüne de genelleştirilebilir. Özellikle ‘Ekosistem Ve İklimsel Değişim Alt Grubu’nun temel yaklaşımı, (başlıkla çelişir görünse de) kaynakların tükenmesiyle sonuçlanabilecek olan ‘kaynaklardan yararlanma’ kavramının ve stratejisinin terkedilerek, ‘sürdürülebilir kaynak yönetimi’ stratejisine dönüşmesi gereğidir. Bu yaklaşım, dünyada ve özellikle de Avrupa’da son yıllarda benimsenen, ülkemizde ise iklim bilimlerinin uygulaması gereken bir yaklaşımdır.

BTYK-Deniz raporunun aynı zamanda, ulusal iklim bilimleri konusunda hazırlanmış bir ilk taslak olarak ta algılanabileceği, ve benzer çalışmaların sürdürülmesi gereği ifade edildi. Ancak bu çalışmanın sonuçlarının gerçekte sürekli yenilenmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Gözlem Sistemleri

Kollokyum’da ülkemizde gözlem sistemlerinin ve ağlarının kurulmasına duyulan gerek tekrar vurgulandı. Günümüzde sürdürülebilir kaynak yönetiminin bir aracı olan gözlem sistemleri’ne duyulan gereklilik, BTYK-Deniz raporunun giriş bölümünde en özlü şekilde dile getirilmiştir:

“Bir yüzyıl sonra, insanlık iyi (ya da kötü) yönetilen bir ‘küresel bahçe’de yaşıyor olacaktır. Şu anda aşırı balıkçılıkla nasıl başa çıkılacağını, petrol veya evsel atıkların kıyıları nasıl etkileyeceğini düşünüyoruz, ya da zararlı alglerin üremesinden korkuyoruz; tropik ormanların korunmasının gerekliliğini tartışıyoruz; atmosfere salınan ‘sera gazları’nı kontrol etmeye başlıyoruz; ve bu kontrollar olmazsa iklimin nasıl ve ne hızla değişeceğini hesaplamaya çalışıyoruz. Bir yüzyıl sonra, somut gereksinmelerle, belki de doğanın yanlış yönetimine katlanılamaması nedeniyle, birbirinden ayrı bu gibi yaklaşımlar, aynı yönetim sistemi altında birleştirilecektir. Doğaldır ki bu çapta kontrol edilen bir sistem, kapsamlı, sürekli ve otomatik bir veri toplama ya da izleme çabası gerektirecektir. Dolayısıyla gelecek nesiller ‘telli’ bir dünyada yaşayacaktır. Ancak, bu yolla toplanan verilerin çokluğu ve çeşitliliği, aynı anda bilimsel kavramlarda da bir sıçrama gerektirecektir; ve bu gelişmeyi sağlamak, şimdiki neslin görevidir.”
Karl Banse (Banse, K., 1995. Science and organization in open-sea research: the plankton. Helgoländer Meeresuntersuchungen 49, 3-18.)

Örnek olarak kıyısal gözlem sistemleri ile ilgili ulusal ve uluslararası gerekler EK-2’de verilmiştir. Çağımızın gerekleri gözönüne alındığında, günümüz gözlem sistemlerinin klasik olandan farklı bir yapısı vardır: gerek uydulardan gerekse yerinde gözlem araçlarından elde edilen veriler sayısal teknoloji ile ölçüm anında veya az gecikme ile iletilebilmekte, ilgili merkezlerde toplanabilmektedir. Kıyısal veya karasal ölşüm istasyonlarından iklim sistemi hakkında bilgi elde edilebilmekte, bunun dışında, gözlemlerin daha zor olduğu deniz ortamında ve özellikle açık denizde güç ve masraflı ölçümler gerekmektedir, örneğin araştırma gemileri, sabit platform ya da şamandıra sistemleri ile veri toplanmaktadır. Bu sistemler, hem araştırıcılara gerek duydukları verileri sağlayarak çevrenin belirli andaki durumunu analiz ve model öngörüleriyle saptanabilmesine olanak vermekte, hem de kamu ve özel kuruluşlarının çevre bilgileri ile bağlantılı çoklu amaçlarına hizmet etmektedir (örneğin balıkçılık, yüzey ve hava trafiği, güvenlik, sanayi, enerji kullanımı vs.).

Ülkemizde meteoroloji, hidroloji, su seviyesi, yer hareketleri, su ve hava kirlenmesi, deniz trafiği gibi konularda halen kurulu ağlar bulunmakla birlikte bunlardan bazılarının verileri gerçek zamanlı, bazılarının verileri ise gecikmeli olarak iletilmektedir. Bütün bu verilere ise araştırmacıların gerçek zamanlı ulaşımı olanaklı değildir. Geçmişteki verilere ulaşmak ise araştırmacılar için hem yüksek masrafları hem de bürokratik işlemleri gerektirmektedir.

Yukarıdaki gözlem sistemlerinin kalite ve kapsamı zaman içinde artırılsa da bazı klasik gözlem sistemleri, içerdikleri teknolojinin eskimesi, artan duyarlılık gereksinmesi, veya gözlem istasyonlarının etrafındaki yapılaşma gibi nedenlerle doğru bilgi sağlayamaması sonucunda, çağın gereklerine yanıt vermekten geri kalmaktadır. Öte yandan, ölçümlerin duyarlılığı artırılmalı, kullanılan teknoloji yenilenmeli, ölçülen parametreler çeşitlendirilmeli, yeni alanlar veya iklim sisteminin farklı bileşenleri izlenebilmelidir. Ayrıca geliştirilen ya da yeni kurulan gözlem sistemleri yukarıda belirtildiği gibi (araştırma, ekonomi ve kamu hizmeti gibi) çoklu amaçlara hizmet eder şekilde planlanmalıdır.

Veri Politikası ve Yönetimi

Çevre ile ilgili bilgi ve veriler, en az doğal kaynakların kendisi kadar değer verilmesi gereken zenginliklerdir. İvedi çözüm bekleyen pek çok çevre probleminin yaşandığı ve ekonomik gelişme ile doğanın korunması arasındaki tercihlerin insanlığın önünde büyük sorunlar olarak durduğu çağımızda, çevresel veriler daha da fazla önem kazanmıştır. Öte yandan, çağımızda anılan sorunları çözmek için gerekli bilgi teknolojileri mevcuttur ve kullanımları giderek yaygınlaşmaktadır. Çevresel verilerin toplanması, saklanması ve gelecek kuşaklara güvenilir bir şekilde aktarılması, doğal kaynakların kullanımı ve çevrenin korunması için atılacak en önemli adımları oluşturmaktadır (BTYK-Deniz).

İklim bilimleri jeofiziksel ölçeklerden laboratuar ölçeklerine değin uzanan bir dizi süreçle ilgilenir. Bu geniş aralıktaki her ölçek ve ortama ait verilerin çalışmalarda belirleyici rolü bulunmaktadır. Değişken türdeki verilerin araştırmalarda kullanılması ise verileri toplayan kuruluşların oluşturabilecekleri bir politika ve yönetim yapısı ile olmalıdır.

Ülkemizde veri politikası ve yönetiminde boşlukların bulunması iklim bilimlerinin gelişmesinin önünde önemli bir engeldir ve ancak ilgili kurumların ortak olarak belirleyeceği bir politika ile aşılabilir. Örneğin:

• çoğu konuda verilerin toplanması ve saklanmasında standartlar belirlenmemiştir ve dökümantasyon eksikliği bulunmaktadır,
• verilerin toplanması her kurumun kendi stratejisi ve kararı ile yapılmakta, kullanıcıların gereklerine ve ortak stratejilere göre belirlenmemektedir,
• gerçek zamanlı veriler azdır, bu şekilde elde edilen verilerin de operasyonel kullanımı sınırlıdır, kullanıcıların veriye anında ulaşabilmesi sağlanmamıştır,
• veri politikası oluşturulmamıştır; örneğın kamu kurumları ve üniversiteler arasında ücretsiz ve serbest veri paylaşımının önünde bürokratik ve ekonomik engeller bulunmaktadır,
• kurumlararası iletişim ve işbirliği azdır; verilerin toplanmasında yetki ve kaynakların verimli paylaşımında sorunlar vardır,
• bazı eski verilerin nasıl arşivlendiği, nerede bulundukları, zamana karşı nasıl korundukları ve bu verilere nasıl ulaşılabileceği bilinmemektedir.

Yukarıdaki konularda ortak çalışmaların yapılması, politika ve stratejilerin sonuçlandırılması ve gerekli yapıların oluşturulması gerekmektedir. Bu konuda TÜBİTAK’ın olası girişimi ve kurumların katkısı ile sorunlara çözüm bulunabilir.

Araştırma – Geliştirme ve Politika Eksiklikleri

Çeşitli iklim birimlerini tek başına ya da birlikte inceleyen bilim dallarında ülkemizde oldukça yeterli bir birikim bulunmaktadır. Bazı konularda birbirinden bağımsız ve hatta bireysel çalışmalar bulunmakla birlikte disiplinler arası iletişim ve işbirliği geleneği ülkemizde yeterli ölçüde gelişmemiştir. Aşağıdaki işbirliği konularındaki eksiklikler gelişmeyi kısıtlayıcı olabilmektedir:

• çalışmaların koordinasyonu, gruplar arası sinerji yaratılması,
• düzenli ölçme – izleme programlarının yürütülmesi,
• gözlem sistemlerinin yaygınlaşması,
• verilerin korunması ve verilere ulaşım,
• bilimsel iletişim, çalıştay ve yaz okullarının yapılması,
• ulusal ve uluslararası ağların oluşturulması ve bunlara katılım,
• her türlü kapasite yaratma etkinlikleri,
• araştırmalar için yeterli fonların oluşturulması.

Bazı bilim dallarının ve konularının iklim bilimleri kapsamı içinde etkileşimli bir şekilde gelişmesine gerek duyulmaktadır:

• iç sular (nehirler, göller, sulak alanlar) iklim bağlantısı yeterince kurulmamıştır; hidrolojik denge ve ekosistem ilişkileri yeterince ortaya konulmamıştır, nehir, göl ve taşkın gözlem sistemleri günün gereklerine yanıt vermekten uzaktır,
• kıyısal ve açık deniz gözlem platformlarına ve deniz-atmosfer etkileşimi analiz ve modellerine dayanan hidro-meteoroloji ve oşinografi konularında işbirliği yeterince gelişmemiştir,
• kıyılarda sürdürülebilir çevresel yönetim için ‘bütünleşik kıyısal bölge yönetimi’ yaklaşımlarının benimsenmesi gerekmektedir,
• kara, deniz ve iç sularda biyoçeşitlilik ve iklim ilişkisinin yeterince dikkate alınması bu konuda neden-sonuç ilşkilerine eğilen araştırmalarının artırılması gerekmektedir,
• paleoiklim araştırmaları meteoroloji, oşinografi, limnoloji ve ekoloji ile yeterince ilişkilendirilmemiştir, verilerin ortak yorumlanmasına, modellerin oluşturulmasına gerek vardır,
• iklimle ilgili sosyo-ekonomik değerlendirmeler sadece ‘doğal kaynak’ yargısıyla sınırlıdır, doğanın korunmasını da bir ekonomik değer olarak algılayan yeni ekonomik yaklaşımlardan uzaktadır,
• iklim değişkenliği ve değiişikliğinin sosyo-ekonomik etkilerinin önlenmesi veya adaptasyon koşulları yeterince değerlendirilememektedir, ve bu konuda altyapı ve yetişmiş insan gücü bulunmamaktadır,
• iklim sisteminin bölgesel ve yerel etkileri (veya bunun tersi) yeterince incelenmemektedir; nehir deltaları ve sulak alan ekosistemleri, tarım, su ve arazi kullanımı, nehirlerin çökel taşınımı, barajlar, kıyı erozyonu, toprak erozyonu ve tuzlaşması, çölleşme, enerji üretim ve tüketimi, sanayi sektörleri ile ilgili yarar - zarar hesaplarının yapılması gerekmektedir.

Bunlara ek olarak iklim bilimlerinin bir konusu deniz bilimleri konusundaki araştırma-geliştirme ve politika önerileri BTYK-Deniz raporunda ve burada raporun sonundaki EK-1 ile EK-2 de bulunabilir.

Araştırma Destek ve Olanakları

İklim bilimleri ülkemizde üniversitelerin ve diğer kurumların mevcut ulusal ve uluslararası araştırma projeleri ve kamusal kurumların mevcut servisleri gibi araçlarla desteklenmekte ise de, çoğunlukla bu çalışmalar sinerji yaratacak şekilde birbiriyle bağlantılı değildir.

Son dönemde sağlanan bazı olumlu gelişmelerle eksikliği duyulan konuda bazı olanaklar yaratılmıştır: TÜBİTAK, geçen yıllara göre araştırma desteğini artırmıştır, ve geçen yıllardan farklı olarak bir Kamu Kurumları Araştırma (KAMU AR-GE) Projelerini Destekleme Programı geliştirmiştir. Geniş ölçekli işbirliğine daha uygun olan bu program ile aşağıdaki amaçlara ulaşılması hedeflenmektedir:

• Avrupa Birliğine uyum sürecinde kamu kurumlarının işlevlerini verimli ve etkin kılmak,
• kurumların sorunlarını tanımlamak ve çözmek için bilimsel ve sistematik yaklaşım uygulanması,
• kalıcı işbirlikleri oluşturma ve sorunların çözümü ile toplumsal, sosyal, teknolojik ve ekonomik yaygın etki sağlama.

Bu kapsamda gelecek on yıl için planlama yapılması ve kalıcı projeler geliştirilmesi istenmektedir. Bu programın oluşturulmasında iletilen ‘Ulusal Uzay Planı 2005-2015’ başlıklı bir yoklamaya ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından verilen yanıtta faaliyet alanı olarak aşağıdaki bütünleştirilmiş proje kapsamı önerilmiştir.

‘Bütünleştirilmiş Meteoroloji / Operasyonel Oşinografi, Uydu Ve Yer Gözlem Sistemleri, Veri Asimilasyonu, Öngörü, Erken Uyarı Sistemleri Ve Kullanıcı Hizmetleri Mükemmeliyet Ağının Oluşturulması Pilot Projesi’

İlk uygulaması 31 Mayıs 2005 son tarihli olan çağrı gereğince TÜBİTAK Kamu AR-GE programlarına bu kapsamda bir öneri hazırlanabilir, veya öneri iklim bilimciler ve kamu kurumlarının katılacağı toplantılarda oluşturulabilir. Bu amaçla UİK 05 Kollokyum’una katılanlarla ilk temaslar yapılmış, toplantılar planlanmıştır.

Benzer gerekçelerle, oluşturulan sistemden işbirliği ile daha büyük verim elde edilmesi için uluslararası işbirliği de önemlidir ve bu kapsamda Avrupa projelerine katılım sağlanmalıdır. Avrupa Topluluğu’nun araştırma programlarından 2004-2008 arasında geçerli olan 6. Çerçeve Programı (FP6)’nda, önceki programlardan farklı olarak ‘integrated project’ (bütünleştirilmiş proje) ve ‘network of excellence’ (mükemmeliyet ağları) araçlarına dayanan araştırmalara öncelik verilmiştir. Bu çabalar özellikle operasyonel sistemlerin geliştirilmesine önemli katkıda bulunmuştur; sonrasında da iklim sisteminin gerektiği gibi bütünsel algılanmasına ve izlenmesine, geleceğinin insan toplumunun gereklerine yanıt verebilecek şekilde öngörülebilmesine olanak vermektedir.

Gözlem sistemlerinin ülkemizde gelişiminin diğer bir katkısı da küresel ya da bölgesel ölçeklerdeki iklim bilimleri araştırmalarında işbirliğinin, dolayısıyla verimin artırılmasıdır. ABD’de uygulanan, daha sonra Avrupa’da benimsenen ‘stratejik araştırma’ kavramına göre araştırmaların ‘entegrasyonu’ zorunlu hale gelmiştir. Gerek araştırma, gerekse uygulama konularında bireysel ya da kurumsal çabalarla yetinilmemekte, gerçekleştirilen gelişmenin önce ülkesel, sonra da kıtasal ölçekte entegrasyonu hedeflenmektedir.

Bu araştırma program ve olanaklarının dışında, küresel iklimle ilgili uluslarası aktiivitelerde ulusal temsil görevi de büyük önem taşımaktadır. Kollokyum’a katılan UNDP / GEF ve Çevre ve Orman Bakanlığı temsilcileri de, Kollokyum’un içeriğinden büyük yararlar sağllanabileceğini belirterek, Türkiye’nin başlangıç ulusal aktivitelerinin gereken yapısı ve öncelikli konuları hakkında bir sunum yapmışlar, iklim bilimcilerin ulusal bildirimlere katkısını istemişlerdir. Özetle GEF / UNEP desteği ve Çevre ve Orman Bakanlığı’nın koordinasyonu ile ‘Climate Change Enabling Activity‘ (İklim Değişimi Oluşturma Aktivitesi) kapsamında bır ‘Initial National Communication’ (Ilk Ulusal Bildirim) çalışması düzenlendiğini ve iklim bilimcilerden durum saptaması ile politika ve strateji önerilerini belirlemeyi de işeren bu bildirime katkı beklediklerini ifade etmişlerdir. Bu aşamada üniversiteler ve kamuda eksiklikleri, Türkiye'nin özel koşullarını belirlemek için eksperlerden görüş alma yönünde hazırlık yapıldığı, proje bazında işbirliği ve teşvik ile iklim etkilerinin azaltılması ve adaptasyon (emisyon envanterlerinin hazırlanması, enerji kullanımı planlaması, yenilenebilir enerji vs.) stratejilerini içeren bir iklim planının hazırlanması’nın amaçlandığı belirtilmiştir. Bu kapsamda TÜBİTAK Kamu AR-GE desteğinin de önemli bir olanak olduğunu dile getirmişlerdir. UNDP/GEF’in de çalıştay, seminer gibi toplantılara, ve organizasyona destek sağlayabileceği ifade edilmiştir.

Üst Yapı Örgütlenmesi

İklim bilimlerinin oldukça geniş bir yelpazeyi kapsayan amaç ve hedeflerinin verimli bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için araştırmaları yönlendirici bir üst yapıya, tercihen TÜBİTAK’ın koordine ettiği bir İklim Bilimleri Üst Kurulu’na gerek olduğu görülmektedir.

Tasarlanan İklm Bilimleri Üst Kurulu, aşağıdaki konularda girişimlerde bulunarak iklim bilimleri araştırma programlarının gelişmesini ve geniş kapsamlı işbirliğinin ülkemizde kurulmasını ve yerleşmesini sağlar:

• iklim bilimleri ile ilgili bilim politikasını oluşturmak,
• sürdürülebilir çevre yönetimi amaçlarına katkıda bulunmak,
• sırasıyla Türkiye, EU ve küresel gereklere göre araştırma önceliklerini belirlemek,
• iklim bilimleri ile ilgili önceliklere dayanan araştırma programlarını oluşturmak,
• iklim bilimleri araştırmalarına kamu kurumlarının desteği ve katılımını sağlamak,
• gerekli konularda alt gruplar oluştumak, gruplar arası işbirliğini geliştirmek,
• iklim bilimleri ağları arasında bağlantı ve haberleşme sağlamak.

İklim Bilimleri Üst Kurulu, Global Cllimate Observation System (GCOS), Global Ocean Observation System (GOOS) gibi yukarıdan aşağıya örgütlenen operasyonel, algılama ve öngörüye dayanan, toplumsal gereklerce harekete geçirilen, günü gününe ve sürekli programlarla, temel hipotezlerden gelişen, deneysel bulgulara dayanan kısa süreli araştırma programları arasında gerekli uyumu sağlamalıdır.

İklim Bilimleri Üst Kurulu aynı zamanda Avrupa Topluluğu’nda son yıllarda kabul edilerek önümüzdeki yıllarda gündemde kalacak güncel çevre politikalarının, ve bu politikalara dayanan ‘Global Monitoring for Environmental Security (GMES) ve Water Framework Directıve (WFD) gibi önemli ortak stratejilerin zamanında izlenmesi ve uygulanmasında etkin bir rol alabilir.

Ayrıca İklim Bilimleri Üst Kurulu yapılan araştırmalardan çıkan sonuçları olgunlaştırarak International Geosphere – Biosphere Program (IGBP), International Panel on Climate Change (IPCC), Scientiic Committee for Ocean Research (SCOR) gibi uluslararası kuruluşlarda temsil edilerek ulusal görüşlerin zamanında yansıtılmasını sağlar.



Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005
UİK 05

PROGRAM

Düzenleyenler:
Prof. Emin Özsoy ve Prof. Mehmet Karaca
(ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü / İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü)

Yer ve tarih:
6-7 Nisan 2005: Suphi Öner Uygulama Oteli, Mersin
8 Nisan 2005: ODTÜ Deniz Bilimleri Ensttitüsü, Erdemli, Mersin

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu
TÜBİTAK

Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005

PROGRAM


06.04.05 1. gün sabah
09:00-10:00 Yerleşme
10:00-10:20 Kahvaltı arası

10:20-10:40 Emin Özsoy – Mehmet Karaca ODTÜ-DBE / İTÜ-AYME Program
10:40-11:00 Emin Özsoy / Slobodan Nickovic ODTÜ-DBE Çöl Tozu Taşınımı Atmosferik Model Uygulamaları
11:00-11:20 Mustafa Koçak ODTÜ-DBE Doğu Akdeniz Bölgesi Atmosferik Partiküllerinde Kimyasal Kompozisyonun Ve Kaynakların Boy Dağılımına Bağlı Olarak Belirlenmesi
11:20-11:40 Tayfun Kındap / Mehmet Karaca İTÜ-AYBE Avrupa Kaynaklı Aerosollerin Türkiye’ye Taşınımı
11:40-12:00 Nilgün Kubilay ODTÜ-DBE İklim Sisteminde Atmosferik Aerosollerin Rolü: Doğu Akdeniz’deki Aerosol Araştırmalarına Örnekler
12:00-13:00 Öğle arası

06.04.05 1. gün ö.sonra
13:00-13:20 Erdem Sayın DEÜ-DBTE Ege Denizi Genel Sirkülasyonu Ve Yoğunluk Seviyelerindeki Mevsimsel Değişim
13:20-13:40 Emin Özsoy / Adil Sözer ODTÜ-DBE Kilikya Baseni Dolaşım Modeli Ve MFSTEP
13:40-14:00 Temel Oğuz ODTÜ-DBE Karadeniz İkliminde NAO Tarafından Güdülen 10-Yıllık Salınımlar
14:00-14:20 Ozan Mert Göktürk / Mehmet Karaca İTÜ-AYBE Kuzey Denizi – Hazar Paterni Ve Türkiye’nin Hidrometeorolojik Parametreleri Üzerindeki Etkisi
14:20-14:40 Namık Çağatay İTÜ-MF Paleoiklim Çalışmaları İçin Türkiye'de Yeni Bir Olanak: Avrupa Birliği Projesi EMCOL
14:40-15:00 Canan Öztürk DEÜ-DBTE Rüzgar Ve Isı Akısının Doğu Akdeniz Akıntı Sistemi Üzerindeki Etkisi: Rodos
Döngüsü Örneği
15:00-15:30 Kahve arası
15:30-15:50 Şeniz Uçkaç DEÜ-DBTE Ege Denizi'nde Su Kütlelerinin İklimsel Varyasyonlara Göre Değişimleri
15:50-16:10 Doğan Yaşar DEÜ-DBTE Türkiye'deki İklim Değişikliklerine Bir Örnek: 1990'li Yıllarda Oluşan Kuraklığın Belirtileri Ve Sonuçları
16:10-16:30 Unal Akkemik / Nüzhet Dalfes / Nesibe Köse İÜ-OF Türkiye Ve Bölgesinde Dendroklimatoloji: Dün, Bugün, Yarın
16:30-16:50 Nesibe Köse / Ünal Akkemik / Nüzhet Dalfes İÜ-OF Anadolu’nun İklim Tarihinin Son 500 Yılı: Eskişehir Ve Çevresi İçin Bir Dendroklimatolojik Rökonstrüksiyon
16:50-17:10 Mehmet Sakınç İTÜ-AYBE Trakya Neojen (Geç Miyosen-Kuvaterner) Silisleşmiş Ağaçları: Paleoklimatoloji

07.04.05 2. gün sabah
08:00-08:45 Kahvaltı
09:00-09:20 Mehmet Sakınç İTÜ-AYBE Çamlıdere (Ankara) Neojen Silisleşmiş Ağaçları: Paleoklimatoloji
09:20-09:40 Namık Çağatay İTÜ-MF Marmara Denizi Ve Karadeniz'de Holosen'de Paleoiklim Araştırmalarına Örnekler
09:40-10:00 Ufuk Turunçoğlu / Nüzhet Dalfes İTÜ-BE Van Gölü'nün Modellenmesi
10:00-10:20 Nüzhet Dalfes / Ufuk Turunçoğlu İTÜ-BE MM5'la Türkiye Üzerinde Dinamik Ölçek Küçültmeler
10:20-10:50 Temel Oğuz ODTÜ-DBE Karadeniz’in Dikey Biyojeokimyasal Yapısının Modellenmesi
10:50-11:10 Kahve arası
11:10-11:30 Mehmet Karaca / Yasemin Ezber / Ömer Lütfi Şen İTÜ-AYBE Plansız Şehirleşmenin Yerel İklime Etkileri: İstanbul Kentsel Isı Adası Örneği
11:30-11:50 Ömer Lütfü Şen İTÜ-AYBE Bölgesel Ölçekte Kar Simulasyonları Ve Duyarlılık Testleri: Güneydoğu Asya Ve Türkiye Örnekleri
11:50-12:10 Bülent Yağcı / Meral (Özkul) Sezer MGM MM5 Hava Tahmin
Modelinin DMİ'de Operasyonel Kullanımı Ve Data Asimilasyonu
12:00-13:00 Öğle arası

07.04.05 2. gün ö.sonra
13:00-13:20 Murat Elge SHOD Langmuır Sirkülasyonlarının CBLAST Projesi Kapsamında Kıyısal Bölgede İncelenmesi
13:20-13:40 Coşkun Demir / Hasan Yıldız / Ayhan Cingöz / Mehmet Simav HGK Türkiye Kıyılarında Uzun Dönemli Deniz Seviyesi Değişimleri
13:40-14:00 Hasan Tatlı / Nüzhet Dalfes İTÜ-UUBF İstatistiksel Ölçek Küçültme Yöntemleri Ve Türkiye'ye Uygulamaları
14:00-14:20 Hakan Öktem ODTÜ-UME Dogrusal Olmayan Sistemlerin Çıkarımsal Modelleri İçin Parçalı Doğrusal Yaklaşım
14:20-14:40 Sevilay Topçu ve Burak Şen MGM Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Büyük Su Yapıları İle Sulu Tarım Alanlarının İklim Değişimine Etkileri
14:40-15:00 Murat Gündüz / Emin Özsoy ODTÜ-DBE Kuzey Denizi Hazar Paterni (NCP)’nin Avrupa-Asya-Akdeniz Denizlerindeki Yüzey Akılarına Etkisi.
15:00-15:30 Kahve arası
15:30-15:50 Meryem Beklioğlu ODTÜ Aşırı Hidrolojik Değişimlerin Tatlısu Göllerinin Ekolojik Yapılarını Belirlemedeki Etkileri
15:50-16:10 Zerefşan Kaymaz İTÜ-UUBF Güneş Değişkenliği, Yukarı Atmosffer Ve İklim
16:10-16:30 Barış Önol / Yurdanur Ünal İTÜ-UUBF Güney Doğu Anadolu Projesinin Türkiye Yağışlarına Etkisinin Bölgesel Bir İklim Modeli İle Sınanması

08.04.05 3. gün sabah
08:00-08:45 Kahvaltı
09:00-10:20 Tartışma / Sonuç ODTÜ-DBE
10:20-10:40 Kahve arası
10:40-12:00 Tartışma / Sonuç ODTÜ-DBE
12:00-13:00 Öğle arası

08.04.05 3. gün ö.sonra
13:00-15:00 Gezi ODTÜ-DBE R/V BİLİM Araştırma Gemisi
15:00 Son

Posterler:
P1 Ümit Anteplioğlu BÜ Marmara Denizi Atmosferik Dolaşım Modeli
P2 Yasemin Ezber / Mehmet Karaca İTÜ-AYBE Kuzey Atlantik Salınımı: İki Extrem Yılın Karşılaştırılması
P3 Emin Özsoy / Adil Sözer ODTÜ-DBE İstanbul Boğazı Ölçüm Ve Modelleri
P4 Serkan Sancak / Şükrü Beşiktepe ODTÜ-DBE Türkiye’yi Çevreleyen Denizlerde Seawifs Klorofil-A Verilerinin Değerlendirmesi: Akdeniz İçin Yeni Bir Oc Algoritmasi Yaklaşımı
P5 Mete Tayanç / Aslı Alkan Semiha Kiraz MÜ Kuzey Atlantik Salınımının Avrupa Ve Türkiye Sıcaklık Ve Yağış Serileri Üzerindeki Etkileri
P6 Hasan Yıldız HGK Türkiye Kıyılarında Uzun Dönemli Deniz Seviyesi Değişimleri





Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005
UİK 05

KATILIM LİSTESİ

Düzenleyenler:
Prof. Emin Özsoy ve Prof. Mehmet Karaca
(ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü / İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü)

Yer ve tarih:
6-7 Nisan 2005: Suphi Öner Uygulama Oteli, Mersin
8 Nisan 2005: ODTÜ Deniz Bilimleri Ensttitüsü, Erdemli, Mersin

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu
TÜBİTAK


Ad Kurum e-mail
Emin Özsoy ODTÜ-DBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Temel Oğuz ODTÜ-DBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Nilgün Kubilay ODTÜ-DBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Şükrü Beşiktepe ODTÜ-DBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Mehmet Karaca İTÜ-AYBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Nüzhet Dalfes İTÜ-BE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Yurdanur Ünal İTÜ-UUBF This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Mehmet Sakınç İTÜ-AYBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Ömer Lütfü Şen İTÜ-AYBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Namık Çağatay İTÜ-MF This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Zerefşan Kaymaz İTÜ-UUBF This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Ümit Anteplioğlu BÜ-KR This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Meryem Beklioğlu ODTÜ This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Hakan Öktem ODTÜ-UME This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Erdem Sayın DEÜ-DBTE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Doğan Yaşar DEÜ-DBTE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Mete Tayanç MÜ This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Murat Elge SHOD This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Hasan Yıldız HGK This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Bülent Yağcı DMİ This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Gönül Kılıç DMİ This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Burak Şen DMİ This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Unal Akkemik İÜ-OF This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Nesibe (Dağdeviren) Köse İÜ-OF This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Yasemin Ezber İTÜ-AYBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Tayfun Kındap İTÜ-AYBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Ozan Mert Göktürk İTÜ-AYBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Ufuk Turunçoğlu İTÜ-BE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Hasan Tatlı İTÜ-UUBF This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Murat Gündüz ODTÜ-DBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Serkan Sancak ODTÜ-DBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Mustafa Koçak ODTÜ-DBE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Şeniz Uçkaç DEÜ-DBTE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Canan Öztürk DEÜ-DBTE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Esin Yalçın DEÜ-DBTE This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Meral (Özkul) Sezer ODTÜ-UME This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Ömür Uğur ODTÜ-UME This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Selime Gürol ODTÜ-UME This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Mustafa Yücel ODTÜ-KM This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

Günay Apak UNDP This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Katalin Zaim UNDP This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Orhan Dokumacı ÇOB This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it


Kısaltmalar:
BÜ-KR Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi
DEÜ-DBTE Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü
İTÜ-AYBE – İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü
İTÜ-BE – İstanbul Teknik Üniversitesi Bilişim Enstitüsü
İTÜ-AYBE – İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü
İTÜ-MF – İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi
İÜ-OF – İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi
ODTÜ-BB – Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uygulamalı Matematik Biyoloji Bülümü
ODTÜ-DBE – Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü
ODTÜ-KM – Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü
ODTÜ-UME – Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uygulamalı Matematik Enstitüsü
ÇOB – Çevre ve Orman Bakanlığı
DMİ – Çevre ve Orman Bakanlığı Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
HGK – Harita Genel Komutanlığı
SHOD – Deniz Kuvvetleri Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi
UNDP – United Nations Development Programme



Ulusal İklim Bilimleri Kollokyumu 2005
UİK 05

BİLDİRİ ÖZETLERİ

Düzenleyenler:
Prof. Emin Özsoy ve Prof. Mehmet Karaca
(ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü / İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü)

Yer ve tarih:
6-7 Nisan 2005: Suphi Öner Uygulama Oteli, Mersin
8 Nisan 2005: ODTÜ Deniz Bilimleri Ensttitüsü, Erdemli, Mersin

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu
TÜBİTAK

Türkiye ve Bölgesinde Dendroklimatoloji: Dün, Bugün, Yarın

Ünal AKKEMİK1, H. Nüzhet DALFES2, Nesibe KÖSE1
1 İÜ Orman Fakültesi, Orman Botaniği Anabilim Dalı, Bahçeköy 34473 İstanbul
2 İTÜ Bilişim Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul

Makale, yıllık halkalara dayanarak iklim tarihinin ortaya konmasında önemli bir veri tabanı oluşturabilen dendroklimatoloji alanının Türkiye ve komşu ülkeler için önemini, tamamlanmış ve halen devam etmekte olan çalışmaları, yapılması gerekenleri ve ülkemiz ormanlarının dendroklimatolojik potansiyelini vurgulamak amacıyla hazırlanmıştır. Türkiye'nin batı kesimlerinden alınan örnekler üzerinde çalışmalar yapılmış, fakat Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde henüz dendroklimatolojik bir çalışma yapılmamıştır. Son yıllarda ülkemizde yapılan çalışmalarla, Karadeniz Bölgesi'nde yaklaşık 350, Akdeniz Bölgesi'nde de yaklaşık 700 yıllık dönemdeki kurak ve yağışlı yıllar hakkında önemli bilgilere ulaşılmıştır. Ülkemizde kurak yılların süresi genellikle 1, seyrek olarak 2 ve çok seyrek olarak da 3 yıldır. 2 veya 3 yıl süreli kurak yıllar, Akdeniz Bölgesi'nde daha sıktır. 4 yıl süreli kurak yıllar ise son 700 yıllık dönemde bir kez (1476-79) yaşanmıştır. Güneydoğu komşularına su veren ülkemizde, uzun dönemdeki kurak ve yağışlı yılların sıklığı, süresi ve şiddeti hakkında bilgi sahibi olmak, su politikalarının oluşturulmasına ve tarımsal planlamalara katkı sağlayacak ve mevcut veriler ve yakın gelecekte elde edilecek yeni sonuçlar, bu sorunlara çözüm üretme açısından, önemli bir veri tabanı oluşturabilecektir.

Aşırı Hidrolojik Değişimlerin Tatlısu Göllerin Ekolojik Yapılarına Etkileri

Meryem BEKLİOĞLU
ODTÜ Biyoloji Bölümü 06531 Ankara

Göllerde ekolojik ilişkiler ve bunun sonucunda oluşan su berraklığı, ortamda bulunan besin tuzlarının miktarı ve trofik ilişkiler ile belirlendiği çok iyi bilinmektedir. Fakat bu ekosistemlerin yapısını belirlemede su seviyesi değişimi (SSD) özellikle sığ göllerde, su kimyası (besin tuzları ve temel iyon miktarı) ve ekolojik yapısını (suiçi bitki gelişimi) belirlemede çok önemlidir. 2001 yılında yaşanan aşırı kurak period Eymir ve Mogan Göllerinde tuzluluk ve elektriksel iletkenliği önemli ölçüde artırmıştır. Bu artış, özellikle Eymir Göl’ünde bulunan zooplankton Daphnia pulex yoğunluğunun azalmasıyla örtüşmüştür. Yine bu göllerde su seviyesindeki önemli düşüş bu göllerin suiçi bitki yayılımını aşırı artmasına neden olmuştur (90 % ve 77% yüzey kaplama, sırasıyla). Bir sonraki yılın normal seviyelere ulaşan su seviyesi bu değişkenlerinde önceki dönemde olduğu gibi davranmasını sağlamıştır.

Fakat bu kısa dönemli değişimlerden genelleme yapmam mümkün olmadığında uzun dönemli su seviyesi değişimi verileri bulunan Beyşehir, Maramara ve Uluabat Göllerinde su seviyesi değişiminin bu göllerin ekolojik yapıları, özellikle su içi bitkilerinin gelişimini nasıl etkileyeceği araştırılmıştır. Uzun dönemli hidrolojik eğilimi ortaya çıkarmakda göllere giren yüzey sularının akım hızları harekeli ortlama ve Z-skor analizleri kullanılarak ıslak ve kurak dönemler her göl için belirlendi.

Islak ve kurak dönemlerdeki göl su seviyeleri (metre deniz seviyesinden yüksekdeki: d.s.y.) özellikle bahar ayalarında bitki gelişimi açısından önemli dönem kullanıldı. Göllere ait fiziksel, kimyasal ve biyolojik veriler literatürden toplanarak ıslak ve kurak donemlerdeki farklılıkları bitki gelişimine parelel olarak değerlendirildi. Beyşehir, Maramara ve Uluabat Göller’nde kurak döneme geçişle birlikde olan göl su seviyelerinde 1.4, 4 ve 1.06 metre d.s.y., sırasıyla düşüşler bu göllerin suiçi bitkilerin baskın olduğu duruma geçişi sağlamıştır. Bu sonuçlar sığ göllerin ekolojik yapılarının belirlenmesinde hidrolojik değişimlerin öneminin çok yüksek olduğunu ve olası küresel iklim değişiminin neden olacağı hidrolojik değişimlerin irdelenmesinin çok önemli olduğunu göstermektedir.


Türkiye Kıyılarında Uzun Dönemli Deniz Seviyesi Değişimleri

Coşkun DEMİR , Hasan YILDIZ, Ayhan CİNGÖZ ve Mehmet SİMAV
M.S.B. Harita Genel Komutanlığı Jeodezi Dairesi Başkanlığı, Dikimevi 06100 Ankara

Antalya-II, Bodrum-II ve Menteş mareograf istasyonlarında 20 yıllık (1985-2004) ve Erdek mareograf istasyonunda 21 yıllık (1984-2004) aylık ortalama deniz seviyesi ölçülerinin harmonik analizi ile ortalama deniz seviyelerinin bağıl doğrusal değişimleri sırasıyla 7.4 ± 0.6 mm/yıl, 4.3 ± 0.8 mm/yıl, 3.8 ± 0.6 mm/yıl ve 7.7 ± 0.7 mm/yıl olarak hesaplanmıştır. Dört mareograf istasyonunda da ortalama deniz seviyelerinde belirgin bir yükselme trendi görülmektedir.

Global deniz seviyesi yükselme tahminlerinden daha büyük olan bağıl deniz seviyesi yükselişlerindeki düşey yer kabuğu hareketlerinin etkisini belirlemek amacıyla, mareograf istasyonları yerel nivelman ağlarında 1992-2003 döneminde gerçekleştirilen tekrarlı GPS ve duyarlı geometrik nivelman ölçüleri birlikte değerlendirilmiştir. Bodrum-II Mareograf-GPS noktasında anlamlı bir düşey hareket bulunmazken, Antalya-II, Erdek ve Menteş mareograf asıl röperlerinin sırasıyla -4.3 ± 0.6 mm/yıl, -4.9 ± 0.9 mm/yıl ve -2.2 ± 0.5 mm/yıl hızla çöktüğü belirlenmiştir. Antalya-II, Erdek ve Menteş mareograf istasyonlarındaki bağıl deniz seviyesi değişimlerinin belirgin olarak mareograf istasyonlarının bulunduğu karanın yerel yada bölgesel çökmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Dört mareograf istasyonunda belirlenen 4-8 mm/yıl oranındaki yerel (bağıl) deniz seviyesi yükselmesinin, yerleşim alanlarında verimli toprakların, kıyılarımızdaki yol vb. gibi mühendislik yapılarının su altında kalmasına sebep olabileceği değerlendirilmektedir. Gelecekte insan hayatı ve ekonomi üzerinde oluşabilecek risklerin en aza indirilebilmesi açısından tespit edilen bağıl seviyesi trendlerinin Türkiye kıyı alanları planlarında ve ülkemizde gerçekleştirilen kıyı mühendisliği uygulamalarında göz önünde bulundurulması önerilmekte ve kıyılarımızda deniz seviyesi değişimlerinin sürekli izlenmesinin büyük önem taşıdığı değerlendirilmektedir.


Marmara Denizi ve Karadeniz'de Son Buzul-Holosen Dönemindeki İklimsel ve Oşinografik Değişimlere Örnekler

Namık ÇAĞATAY1, Emin GÜNGÖR2, Demet BİLTEKİN1, Ümmühan SANCAR1, Kadir ERİŞ1
1 İTÜ Maden Fakültesi ve Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul
2 ÇNAEM, TAEK Çekmece, İstanbul

Marmara Denizi’nin kuzey şelfi karotlardaki oksijen ve karbon izotopu ve paleontolojik analizleri ile yüksek çözünürlü sığ sismik kayıtlar, son buzul – Holosen döneminde iklime bağlı deniz seviyesi, su sütununda tuzluluk ve oksijen miktarı değişimlerine işaret etmektedir. Son buzul döneminde tatlı-acı su göl koşullarında çökelen sediment birimi önemli ölçüde erozyona uğramıştır. Bu dönemdeki Marmara “Gölünün” su seviyesi –85 m olarak saptanmıştır. Yükselen küresel deniz seviyesi sonucu deniz suları Çanakkale Boğazı’ndan yaklaşık G.Ö. (Günümüzden Önce)12 bin yıldan (kalibre edilmemiş 14C yaşı) başlayarak Marmara’ya girmiştir. Bivalve kavkılarında δ18O verisi Marmara’da tuzluluğun bugünküne benzer bir düzeye yaklaşık G.Ö.10 bin yıl önce ulaştığını göstermektedir. Deniz suyu girdisi ile birlikte, şelf üzerinde 1-2 m yüksekliğinde tepecik ve sırtlar oluşturan ve bivalv, mercan, foraminifer ve alg yığışımlarından oluşan biyohermlar oluşmuştur. G.Ö. 10.5 – 5 bin yıl aralığında ise düşük oksijen koşulları şelfin önemli bir kısmını da etkilemiş ve bentik organizma populasyonlarında düşüş yaşanmıştır. Yaklaşık G.Ö. 8-9 bin yılda önemli bir tuzluluk azalması yaşanmıştır. Küresel deniz seviyesinin yükselmesi sonucu, zaman içinde kıyı çizgisi karaya doğru ilerlemiş ve şelf göreceli olarak gittikçe derinleşmiştir. Bunun sonucu olarak da biyohermler zaman içerisinde kıyıya doğru ilerleyen sırtlar oluşturmuştur.

Karadeniz’in çeşitli yerlerinde değişik su derinliklerinden alınan karotlarda deniz tabanından itibaren derinliği 10-21 cm aralığında değişen, birbirleri ile deneştirilebilen ve yüksek Coccolith üretimine işaret eden karbonat pikleri bulunmuştur. Karotlarda yapılan 210Pb tarihlendirilmesi sonucu, yüksek Coccolith çökeliminin en yüksek düzeyine M.S. 1700 yıllarında ulaştığı ve 100 yıllık bir dönemi kapsadığı saptanmıştır. Bu zaman dilimi, Küçük Buzul Devrinin (Little Ice Age, M.S 1300-1900) en soğuk dönemi olan “Late Maunder Minimum”a (M.S. 1645-1715) karşılık gelmektedir. Bu dönem genellikle Kuzey ve Güney Yarımkürede buzulların ilerlemesi ile tanınmaktadır.


Paleoiklim Çalışmaları için Türkiye'de Yeni Bir Olanak: Avrupa Birliği Projesi EMCOL

Namık ÇAĞATAY
İTÜ Maden Fakültesi ve Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul

Türkiye’de deniz ve göl araştırmalarına dayanan paleoiklim çalışmaları bugüne dek çok kısıtlı kalmıştır. Bunun en önemli nedenleri bu konuda altyapı ve eleman yetersizliği olmuştur. İTÜ Maden Fakültesi ve Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nde Avupa Topluluğu 6. Çerçeve Programı kapsamında oluşturulacak EMCOL projesi (Eastern Mediterranean Centre for Oceanography and Limnology) ile doğal afetler ve iklim değişimi konularında çökel kayıtlarına dayanan araştırma altyapısının oluşturulması ve eğitim programları ile genç elemanların yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. EMCOL altyapısı, gerekli laboratuvar ve arazi ekipmanı içeren Karot Laboratuvarı, Sedimentoloji Laboratuvarı, Jeokimya Laboratuvarı, Yaş Karot Laboratuvarı, Arazi Ekipmanı Laboratuvarı ve Soğuk Karot Deposu’ndan oluşacaktır. Bu olanaklarla deniz ve göllerde yüksek çözünürlü sığ sismik kayıtlar ve çökel karotları alınabilecek ve karotlar EMCOL laboratuvarlarında değişik sensörlere sahip karot tarayıcılarıyla (core-scanner) yüksek çözünürlü fiziksel ve jeokimyasal analizlere tabi tutulacaktır. Bu bildiride, oluşturulacak olan arazi ve laboratuvar altyapısının ve bu altyapı kapsamındaki cihazların tanıtımı önceki örnek çalışmalarla yapılacaktır.



Kuzey Denizi – Hazar Paterni Ve Türkiye’nin Hidrometeorolojik Parametreleri Üzerindeki Etkisi

Ozan Mert GÖKTÜRK
İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul

Yakın zamanda tanımlanan ve bir atmosferik bağlantı paterni olan Kuzey Denizi – Hazar Paterni Paterni (KHP)’nin, Doğu Akdeniz’in bölgesel iklimi üzerine önemli etkileri vardır. KHP, Türkiye üzerindeki kuzey-güney doğrultulu atmosfer akışını büyük ölçüde belirler ve böylece ülkenin su iklimine hatırı sayılır biçimde tesir eder. Bu çalışmada, aylık KHP indisleri ve Türkiye’nin istasyon bazlı yağış/akım anomalileri arasındaki bağlantılar Pearson korelasyonu yoluyla araştırılmıştır. Geniş ölçekli 500 hPa jeopotansiyel yükseklik alanının, Türkiye’nin yağış/akım anomalilerine eşlik eden KHP fazları kanonik korelasyon kullanılarak ortaya çıkarılmıştır.

Sonuçlar ortaya koymaktadır ki KHP’nin Türkiye’nin su iklimi üzerindeki etkisi genellikle kış aylarındadır. Aralık ve Ocak aylarında ülkenin batı bölgelerindeki yağış ve akımlar KHP indisleri ile yüksek fakat negatif korelasyon göstermektedir. Ocak ayı dışında, Karadeniz kıyısındaki istasyonların KHP ile pozitif korelasyonu vardır. Trakya bölgesi, yağış bakımından KHP ile en yüksek negatif korelasyonu göstermektedir. Şubat ayı, kış ayları içerisinde yağış korelasyonlarının bütün ülkede pozitif değerlere doğru kaydığı (fakat mutlaka pozitif olmadığı) tek aydır. Şubat (ve kısmen Ocak) ayında ülkenin yağış ve akım rejimi arasında KHP bakımından önemli bir karşıtlık vardır. Bu durum, kısmen de olsa, kar yağışlarından kaynaklanmaktadır.




Kuzey Denizi Hazar Paterni (NCP) Nin Avrupa-Asya-Akdeniz Denizlerindeki Yüzey Akılarına Etkisi

Murat GÜNDÜZ ve Emin ÖZSOY
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli 33730 Mersin

Kuzey Denizi Hazar Paterni (NCP) nin Avrupa-Asya-Akdeniz bölgesindeki deniz basenlerine etkisi, Ana Bileşenler Analizi (Principal Compnent Analysis) yöntemi yardımıyla incelenmiştir. NCP nin rüzgar gerilimi, rotasyonu ve diverjansına olan etkisi incelenen bütün basenlerde görülmüştür. Özellikle Ege ve güney Karadeniz ısı akımı önemli derecede NCP den etkilenmektedir. Yüzyılın en önemli iklim değişimlerinden biri olan doğu Akdeniz'deki derin su oluşum bölgesinin Adriatik denizinden Ege denizine kayması, bu paternden kaynaklanan hava-deniz etkileşimiyle ilintili görülmektedir. Bu nedenle NCP ile tanımlanan iklim paterni ve altındaki süreçler daha fazla incelenmeyi gerektirmektedir.



Plansız Şehirleşmenin Yerel İklime Etkileri: İstanbul Kentsel Isı Adası Örneği

Mehmet KARACA1, 2, Yasemin EZBER1 ve Ömer Lütfi ŞEN1
1 İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul
2 İTÜ Maden Fakültesi, Jeoloji Müh. Böl., Maslak 34469 İstanbul

Kentleşme, meteorolojik parametreleri değiştirerek, yerel ve bölgesel iklimin değişimine neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, kentleşmeden dolayı iklimde meydana gelen termal değişimler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere oranla daha iyi tesbit edilmiştir. Uzun zamandan beri şehirlerin, kendi çevrelerinden daha sıcak olduğu bilinmektedir. Kentleşme, yüzey ve hava sıcaklıklarının şehir ve çevresi arasındaki farklılıklardan ortaya çıkan ‘Kentsel Isı Adası’ kavramını gündeme getirmiştir. Kentsel ısı adası; asfaltla kaplanmış yüzeylerin artmasından, yeşil alanların ve yüzey nemliliğinin azalmasından, kirli havadan ve binaların vadi etkisinden oluşmaktadır. Bu olay kış mevsiminde orta ve kuzey enlemlerdeki şehirler için bir kazanç gibi gözükse de yaz mevsiminde aşırı serinleme talebinden dolayı negatif bir etkiye sahiptir. Kentsel ısı adası, geceleri sakin atmosfer şartlarında daha iyi gözlenmektedir ve yazın kirli günlerin artmasına, serinlemeden artan enerji tüketimine, ruhsal hastalıklara ve ölümlere neden olmaktadır (Karaca ve diğ., 1995a ; 1995b). Kentsel ısı adasının şiddeti, bilimsel literatürde kentsel atmosfer ile kenti çevreleyen kırsal kesim atmosferinin sıcaklıkları arasındaki fark olarak tarif edilebilir. Kentin büyüklüğü ile kentsel ısı adasının şiddeti arasındaki ilişki bütünüyle doğrusal değildir. Kuzey Amerika, Avrupa ve diğer gelişmiş ülkelerin şehirlerinde aranan bu ilişki az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin şehirlerindeki değerlere göre oldukça farklıdır. Bu farklılık, genelde şehrin yapısı ve sahip olduğu yeşil dokunun büyüklüğüyle, çarpık kentleşmenin olup olmamasıyla doğrudan alakalıdır.

Kentsel ısı adasına örnek olarak bu çalışmada İstanbul incelenmiştir. Çevresinde pek çok sanayi bölgesi olan İstanbul, Türkiye nüfusunun büyük bir kısmının geçimini sağlamak için göç ettiği bir kenttir. Betonlaşma, yeşil alanların tahribi gibi sonuçlar düşünülmeden gerçekleştirilen yapılaşma, bölgesel anlamda iklim üzerine büyük etkiler meydana getirmektedir. Bu etkiler zaman zaman insan sağlığı açısından da ciddi boyutta tehdit arz etmektedir. Bu çalışmada, İstanbul’daki kentsel ısı adası hem istatistiksel olarak incelenmiş hem de atmosferik model kullanılarak elde edilen sonuçlar doğrulanmaya çalışılmıştır. İstatistiksel analiz için 1951-2002 yıllarını kapsayan minimum sıcaklık verilerine Mann-Kendall testi uygulanmıştır. Çalışma sonucunda özellikle kentin İstanbul Boğazı’nın her iki yakasında kalan bölümlerinin kentin Asya ve Avrupa yakalarının güney kesimlerinin ısı adası şiddetinin yüksek olduğu bölgeler tespit edilmiştir. Uydu fotoğrafları, şehirleşmenin kuzeye doğru genişlediğini göstermektedir. İstatistiksel analiz ve model sonuçları da bunu doğrulamaktadır.

İstatistik ve modelleme sonuçları aşağıda özetlenmiştir:

1. Göztepe, Florya, Kandilli, Kireçburnu ve Bahçeköy’de önemli pozitif trendler bulunmuştur. Kumköy’de ise önem seviyesi düşük pozitif trend bulunmuştur. Ardışık Mann-Kendall analizi İstanbul’da nüfusun önemli ölçüde arttığı 1980’den sonra ani bir değişikliğin başladığını göstermektedir. Mevsimsel olarak incelendiğinde ise, ısı adası şiddetinin ilkbahar ayında önem kazandığı belirlenmiştir.

2. Modelleme deneyinde, Nisan ayı için Boğaz’in iki yakasında da birer hücre ortaya çıkmıştır. Her iki hücre de 1940’dan sonra şehrin bu bölgelerindeki nüfus dağılımıyla uyumludur. 1940 ve 2000 yılları arasında sabah saat 6:00 için maksimum sıcaklık farkı yaklaşık 1oC’dir.

Kaynaklar:

Karaca, M., M. Tayanç and H. Toros (1995a) ‘The Effects of Urbanization on Climate of İstanbul and Ankara: a first study’ Atmospheric Environment:Urban Atmosphere, 29 B, 3411-3421.

Karaca, M., Ü. Anteplioğlu and H. Karsan (1995b) ‘Detection of Urban Heat Island in Istanbul’ , Il Nuovo Cimento, Vol. 18 C, N. 1, 49-55.



Güneş Aktiviteleri Değişkenliği, Yukarı Atmosfer ve İklim Değişimleri

Zerefşan KAYMAZ
İTÜ Ucak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği Bölümü, Maslak 34469 İstanbul

Güneş ve Güneş aktivitelerinde meydana gelen değişimlerin, Dünya atmosferi ve ikliminin değişkenliği üzerindeki etkisi, ilgili bilim toplulukları içerisinde, geçmişi çok gerilere uzayan ve sürekli varolan bir tartışma konusudur. İki değişkenlik arasında, özellikle uzun dönemlerde var olduğu gösterilen ilişkiler, ikisini birbirine bağlayan fiziksel mekanizmanın eksikliği nedeni ile çok fazla inandırıcı bulunmamıştır. Ancak ikisi arasında görülen yüksek derecedeki uyum da çok şaşırtıcı olup, bilim adamlarının, bıkmadan çalışmalarında bu ilişkiyi ve arkasındaki fiziği sorgulamasına neden olmaktadır. Küresel ısınma ile ilgili modellerde, Güneş radyasyonunda meydana gelen değişimlerin -çok kücük olmasına rağmen- modele ilave edilmesi, gözlemlerle model sonuçlarının daha iyi uyuşmasını sağladığı, herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Güneş’teki değişimlerin etkisi Dünya atmosferinin özellikle 10 km’sinin üzerinde direk olarak ve son derece net bir şekilde gözlemlenirken, bu etkinin aşağı atmosferde direk olarak bulunamamış olması ise, aşağı atmosferde, bir başka deyişle troposfer içerisinde diğer atmosferik olaylar tarafından maskelendiğini ve atmosferik olaylar arasındaki etkileşimin kompleksliğinin ise ilişkinin ortaya çıkarılmasını güçleştirdiği şeklinde açıklanmıştır. Son zamanlarda Güneş aktivitelerindeki değişkenliğin, Dünya atmosferine giren galaktik kozmik ışınlarla (GCR) ilişkili olduğu ve bu ışınların miktarının, bulut oluşumu yolu ile direk olarak yeryüzeyindeki iklimi etkilediği ileri sürülmüştür. Bu ışınların, iyonlaşmada artışa neden olduğu, iyonlaşmanın da bulut yoğuşma çekirdekleri (CCN) oluşumunu tetiklediği ve böylece bulut oluşumuna veya bulut miktarında artışa neden olduğu belirtilmiştir. Bu mekanizmanın, özellikle alçak seviye bulutlarının oluşumunda ve değişkenliğinde ortaya çıkması, Güneş aktivitelerindeki azalan değişkenliğin yeryüzeyinde soğuma ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu sunumda, öncelikle Dünya atmosferinin yukarı tabakaları ve değişkenliği, Güneş aktivitelerinde gözlenen uzun ve kısa dönemdeki değişkenlikler ve iklim ile ilişkileri kısaca özetlenecek, bu alanda özellikle son 15 yıl içerisinde Danimarkalı bilim adamlarının başı çektiği çalışmalar sunulacak ve konunun küresel ısınma ve modelleme çalışmaları içerisindeki yeri tartışılacaktır.

Avrupa Kaynaklı Aerosollerin Türkiye’ ye Taşınımı

Tayfun KINDAP ve Mehmet KARACA
İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul

Şehirleşmenin yaygın olduğu Türkiye’ nin kuzey ve batı kısımlarında genellikle yüksek hava kirliliği olayları ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bununla birlikte, bu kirliliğin büyük bir kısmından sorumlu olduğu düşünülen Avrupa ülkeleri için, şu ana kadar, uzun mesafeli taşınımlar açısından kapsamlı bir araştırma yapılmadığı görülmüştür. Bu çalışmada amaç, Istanbul hava kirliliğine, Avrupa kökenli uzun mesafeli aerosol taşınımların hem niteliksel hem de niceliksel olarak katkısını araştırıp, tüm yönleriyle açıkça ortaya koymaktır. Bu çalışmanın sonucunda, söz konusu katkının zaman zaman şehrin kirliliğinin yarısından sorumlu olduğu açıkça ortaya konmuştur.


Anadolu’nun İklim Tarihinin Son 500 Yılı: Eskişehir Ve Çevresi İçin Bir Dendroklimatolojik Rökonstrüksiyon

Nesibe KÖSE1, Ünal AKKEMİK1, Nüzhet DALFES2
1 İÜ Orman Fakültesi, Orman Botaniği Anabilim Dalı, Bahçeköy 34473 İstanbul.
2 İTÜ Bilişim Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul

“Anadolu’nun İklim Tarihinin Son 500 Yılı: Dendroklimatoloji Yöntemleriyle Rekonstrüksiyonlar ve Uzay Zaman Analizi” isimli proje, Anadolu’nun son 500 yıllık iklim tarihinin ortaya koymak amacıyla başlatılmış olup, proje kapsamında Ankara, Eskişehir ve Çorum’da arazi gezileri yapılmış; toplam 17 araştırma alanından örnekler alınmıştır. Örnek alınan ağaçlar çoğunlukla 200-400 yaşlarında olup, en yaşlılarına (500-700 yaşında) Çorum-Kargı’da rastlanmıştır. Arazi gezileri ve örnekler üzerindeki laboratuar çalışmaları devam etmektedir. Bu makalede, projenin ilk sonucu olarak Ankara ve Eskişehir civarındaki 4 yöreden alınan örneklere dayanarak yapılan rökonstrüksiyon sunulmuştur. Bu rekonstrüksiyonla Eskişehir Meteoroloji İstasyonu Mayıs-Ağustos toplam yağış değerleri 1757-2002 yılları arasında tahmin edilmiştir. Yapılan tahminlerine göre, üç yıl süreli kurak dönem 1 kez (1878-1879-1880) 2 yıl süreli kurak yıllar 1 kez ( 1886-87) ve tek yıl süreli kurak yıllar 23 kez yaşandığı belirlenmiştir.

İklim Sisteminde Atmosferik Aerosollerin Rolü: Doğu Akdeniz’deki Aerosol Araştırmalarına Örnekler

Nilgün KUBİLAY
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli 33730 Mersin

Atmosferik aerosoller güneş radyasyonunu saçma, absorblama ve bulut yoğuşma çekirdeği gorevi görme özellikleri ile yerkürenin radyasyon bütçesi üzerinde etkilidirler. Antropojenik aktiviteler ile atmosfere yayılan gazlar ve aerosoller atmosferin komposizyonunu değiştirerek iklim sistemi üzerinde doğrudan etki oluştururken dolaylı yollardan ise fiziksel, kimyasal ve ekolojik karakteristiğini bozarak atmosfer bileşenlerinin oluşumuna ve/veya kaybına neden olmaktadır. Klasik örnek olarak antropojenik aktiviteler ile atmosfere salınan SO2 gazının atmosferde sülfat aerosolüne dönüşmesi ve sınırlararası taşınımla emisyon alanından uzak bölgelerde bile güneş radyasyonu saçarak sera gazlarının neden olduğu ısınmanın tersi yönünde soğuma etkisi yaratması verilebilir. Önümüzdeki on yıllarda sera gazlarının küresel ölçekte ısınma etkisinin yanısıra aerosollerin bölgesel ölçekte etkisinin araştırılması önem kazanacaktır.

Uluslararası işbirliği ve detaylı ölçüm programı ile 2001 yılının Ağustos ayında gerçekleştirilen saha çalışması (Lelieveld et al., 2002) ile Doğu Akdeniz atmosferinin yer seviyesinden başlayarak 15 km yükseklik içerisinde farklı kaynaklardan atmosfer yolu ile taşınan ve/veya bölgesel emisyonlar ile salınan gaz ve aerosolleri kapsadığı gösterilmiştir. Anılan araştırma sonunda elde edilen veriler ile aerosollerin doğu Akdeniz bölgesinde iklim, hidrolojik döngü ve hava kalitesi üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

Bu sunum ODTÜ-Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde 1992 yılından günümüze kadar doğu Akdeniz aerosolleri konusunda gerçekleştirilen araştırma sonuçlarından elde edilen bulguların iklim sistemi içerisindeki rolünün sentezlenmesini kapsamaktadır.



Karadeniz İkliminde NAO Tarafından Güdülen 10-Yıllık Salınımlar

Temel OĞUZ
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli 33730 Mersin

Büyük Akdeniz baseninin bir parçası olarak ele alınan Karadeniz iklimsel olarak tetiklenen 10-yıl ve katları salınımlar geçirir, bunların en etkilisi 10 yıllık periodu olanlardır. Özel olarak, bütün basen üzerinden ortalaması alınmış veya belirli bir konumdaki kış (Aralık-Mart) deniz yüzeyi sıcaklığının uzun dönemli salınımı, hava sıcaklığı, yıllık ortalama net su akısı (nehir girdisi + yağış – buharlaşma) ve deniz seviyesi anomalisinin salınımı ile aynı fazdadır. Bu değişimlerin Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) indeksindeki değişimlerle uyumu Kuzey Yarımküre iklimsel salınımlarının Karadeniz hidro-meteorolojiksel yapısına baskın etkisini işaret etmektedir. NAO indeksinin pozitif periodları hava ve deniz yüzeyi sıcaklıklarının soğuk fazıyla ve negatif deniz yüzeyi, net su akısı anomalileriyle oldukça ilişkilidir. Karşıt şekilde, hava ve deniz yüzeyi sıcaklıklarının sıcak fazı ve aynı zamanda pozitif deniz yüzeyi ve net su akısı anomalileri NAO indeksinin negatif ve/veya zayıf şekilde pozitif olduğu zamanlarda gerçekleşir. NAO tarafından tetiklenen fiziksel iklimdeki değişim Karadeniz ekosistem yapısı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Oldukça geniş bir aralıktaki iç ve kıyı sulara ait biogeokimyasal kayıtların (besin, klorofil, hidrojen sülfid konsantrasyonu, seki disk derinliği, fitoplankton, küçük pelajig balıklar gibi) incelenmesi biogeokimyasal özelliklerin 10-yıllık iklimsel salınımları ile NAO indeksi arasında fazları ve süreleri bakımından kaydadeğer bir uyuşma olduğunu göstermiştir.



Karadeniz Dikey Biyogeokimyasal Yapısının Modellenmesi

Temel OĞUZ
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli 33730 Mersin

Besin zinciri yapısını, besinlerin geri dönüşümünü ve Karadeniz’in anoksik arayüzeyinde meydana gelen yükseltgenme / indirgenme reaksiyonlarını kontrol eden temel prosesler birleşik fiziksel-biojeokimyasal bir modelle incelendi. Model bir dizi fitoplankton, mezozooplankton patlamaları formundaki fitoplankton üretiminin yıllık salınımını; organik madde üretimine, nitrojen döngüsünün remineralizasyon – amonyaklaştırma – nitrifikasyon – denitrifikasyon zincirine, çözünmüş ve particulate manganez tarafından katalize edilen bir dizi reaksiyonlarla anaerobik sülfit oksidasyonuyla ilişkilendirir. Böylelikle model gerçekçi yıllık diatom, dinoflajellat, Emiliania huxleyi patlamalarını ve anoksik tabakanın içlerinden yukarıya doğru ve yüzey tabakasının chemocline bölgesinden aşağıya doğru madde akısı ile kontrol edilen suboksik bölgenin temel özelliklerinin simülasyonuna izin veren dinamik olarak birleştirilmiş oksik – suboksik - anoksik sistemin temsilini sağlar.

Ekosistem modeli Karadeniz’de en baskın üç taksonomik fitoplankton grubunu içerir bunlar Bacillariophyta (diatoms, Pd), Dinophyta (dinoflagellate, Pf), Chrysophyta (kokolit E. huxleyi, Pe). Dördüncü grup fitoflajellat ve pikofitoplankton’u temsil eden küçük fitoplankton topluluğudur (Ps). Zooplankton topluluğu microzooplankton (Zs), ve mezozooplankton (Zl) grupları ile temsil edilir. Bunlar otlama terimlerinde tanımlanan farklı fitoplankton gruplarını farklı önceliklerle tüketirler. Bütün fitoplankton biyokütlesi nitrojen birimiyle ifade edilir; Nitrojen iç Karadeniz ekosistemi için en önemli sınırlı besin olarak kabul edilir. Tuna nehri boyunca baraj inşalarından sonra 1990 larda antropojenik kaynağı azalmasına rağmen silikat ve fosfat toplam çözünmüş inorganik nitrojene kıyasla daha bol elementlerdir. Böylelikle silikat diatomu ve fosfat E. Huxleyi üretimini sınırlamaz. Karadeniz’de E. Huxleyi nitrojen sınırlı koşullarda gelişmesine rağmen, model bunun kısıtlı fosfor durumunda yarışmacılığını incelemek için basitleştirilmiş bir fosfor döngüsü ile desteklenmiştir. Basitleştirilmiş nitrojen ve fosfor döngüsü pelajik detrital nitrojen (Dn) ve fosfor (Dp), hatta çözünmüş organik nitrat (Nn), amonyum (Na), ve fosfat (Np) içerir. Bunun yanında model fazladan iki prognostik değişken olarak bağlı and ayrılmış kokolit derişimlerini içerir.

Model tarafından simüle edilen yıllık fitoplankton toplum yapısı geç kış - erken bahar periodunda bir diatom patlamasını içerir. Bu, yılın en güçlü patlamasıdır ve dinoflajellatın yüzey altı yaz üretimi ile baskın bir dizi başka patlama ile izlenir, devamında bahar aylarında zayıf diatom ve dinoflajellat karışımı gelişir. Bunlar fitoplankton yapısının temel özellikleridir ve aylık kompozit klorofil verisinde keskin sinyaller olarak belirirler. Yoğun geç kış diatom patlamasının izi 40-50 m kalınlığındaki öfotik tabaka üzerinde eşit bir şekilde dağılmış 2 mg/m-3 den fazla yüksek düzeydeki klorofil konsantrasyonudur. Bahar patlamsı daha az yoğundur ve göreli olarak az derindir 25–30 m lik yüzey karışım tabakası içinde 1 mg m–3 klorofil konsantrasyonu ile ifade edilir. Mevzimsel termoklinin altındaki öfotik zonun derin bölümünde sınırlı zayıf yaz altyüzey patlaması ile ilişkilidir. Bu 0.3- ile -1.0 mg m-3 arasındaki klorofil derişimi ile karakterize edilir.

Simülasyonlar E. Huxleyi yi sığ yüzey karışım tabakasında yaz aylarındaki yıllık fıtoplankton toplum yapısının diğer bir temel elementi olarak göstermiştr. Yaz E. Huxleyi patlamaları tipik olarak Mayıs ortalarında başlar, Haziranda en yüksek fazına ulaşır ve son olarak Temmuz ortalarında sona erer.

Hemen hemen bütün yıl boyuncaki biyolojiksel aktiviteyle ilgili sürekli partikül organik madde üretimi yaklaşık 75 m lik üst su kütlesi içinde (ki burada fotosentetik olarak çözünmüş oksijen oluşturulur aerobik partikül madde ayrışması sürecinde kullanılmasından dolayı ve hava-deniz etkileşimleri ile tüketilir) etkili bir nitrojen döngüsünü destekler. Güçlü yoğunluk katmanlaşmasının varlığı nedeniyle beklenen yüksek kış soğuması durumlarında bile alt katmanlar havalandırılamaz. Redox prosesinin en basitleştirilmiş tanımıyla bile, model gözlemlere uygun yaklaşık durağan suboksik-anoksik arayüzey yapısını sağlar. Oksijeni tüketmiş ve sulfidik olmayan suboksik varlığının nicel kanıtını verir. Bu model, suboksik katmanın korunumu için üzerindeki nitrikçizgi bölgesinden aşağıya nitrat taşınımının ve aşağıdaki anoksik havuzdan yukarıya çözünmüş manganezin taşınımının kritik rolünü gösterir. Model aynı zamanda daha önceden önerilen SOL özelliklerin izopiknal homojenizasyonunu ve bunların dolaşımdan bağımsızlığı varsayımını denemek için kullanılmıştır. Basen boyunca SOL özelliklerin izopiknal düzenliliğe sahip olmadığı bulunmuştur ve oksik çizgi boyunca dik diffüzif ve advektif oksijen akısının yoğunluğuna bağlı olarak değişir. Antisiklonlar (yani güçlü net aşağı yönde oksijen kaynağı), siklonlara kıyasla su kolununun derin kısımlarında ince suboksik katman kazanır. SOL un üst sınırının konumu siklon bölgesinde 15.6 kg m-3 den antisiklon bölgesinde 15.9 kg m-3 kadar değişir, kıyısal çeper akıntısı geçiş bölgesindeki konumu ise orta yoğunluk değerlerinde olur. Eldeki verilerin analizi böyle bir farklılığın kanıtını sağlamaktadır.

Çöl Tozu Taşınımı Atmosferik Model Uygulamaları

Emin ÖZSOY1 ve Slobodan NİCKOVİC2
1ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli 33730 Mersin
2Euro-Mediterranean Centre on Insular Coastal Dynamics (ICoD), Foundation for International Studies, University of Malta, Valletta, Malta

Büyük Sahra çölü ile Orta ve Batı Asya çöllerinden fırtınalarla kalkan aerosol çöl tozunun kıtalar arası taşınımı ve çökelmesi sayısal bir atmosferik dolaşım-taşınım modeli ve uydu verileri aracılığıyla izlenmiştir.

NCEP/Eta bölgesel atmosferik modeli (örn. Mesinger et al. 1988; Janjic, 1994) çöl tozu taşınım modeline temel alınmıştır. Model, özel bir düşey koordinat sistemi ile yataya yakın seviyelere bölünmüştür; doğrusal olmayan adveksiyon terimleri formulasyonu sayesinde enerji ve enstrofi korunumunu sağlamakta ve yüzey, türbülanslı karışım, konveksiyon, büyük ölçekli yağış, difüzyon ve radyasyon fiziksel süreçlerini parameterize etmektedir. Aerosol veya çöl tozu taşınımı, özel olarak geliştirilen ve Eta modelini temel alan DREAM modeli (Nickovic et al., 2001) ile modellenmektedir. Madde korunumu yasalarını sağlayan bu model, yüzeyden tozun kalkışı, türbülanslı ve advektif taşınım, kuru ve ıslak çökelme gibi toz taşınımının çeşitli aşamalardan oluşan süreçlerini simule etmektedir ve oldukça büyük sayıda özel durum için başarılı bir şekilde doğrulanmıştır. Toz parçacıklarının boy dağılımı modelde dört ayrı boy sınıfı ile temsil edilmektedir. Aerosol parçacıklarının radyasyona etkisi, NASA’nın geliştirdiği güneş radyasyonu ile sağlanmıştır ve parçacık boy dağılımının önemli etkilerini dikkate almaktadır.

Referanslar:

Janjic, Z. I., 1994: The step–mountain eta coordinate model: further developments of the convection, viscous sublayer and turbulence closure schemes. Mon. Wea. Rev., 122, 927–945.
Mesinger, F., Z.I. Janjic, S. Nickovic, D. Gavrilov and D.G. Deaven, 1988: The steep-mountain coordinate: Model description and performance for cases of Alpine lee cyclogenesis and for a case of an Appalachian redevelopment. Mon. Wea. Rew., 116, 1493-1518.
Nickovic, S., G. Kallos, A. Papadopoulos, O. Kakaliagou, 2001: A model for prediction of desert dust cycle in the atmosphere J. Geophys. Res. 106, 18113-18130.
Özsoy, E., Kubilay, N., Nickovic, S., Moulin, C. (2001). A hemispheric dust storm affecting the Atlantic and Mediterranean in April 1994: Analyses, modeling, ground-based measurements and satellite observations, J. Geophys. Res., 106, 18,439-18,460.

Kilikya Baseni Dolaşım Modeli ve MFSTEP

Emin ÖZSOY ve Adil SÖZER
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli 33730 Mersin

Türkiye’nin güneyinde yer alan Kilikya Baseni’nin dolaşımı, bir kıyısal / kıta sahanlığı modeli kullanılarak ayrıntılı olarak incelenmektedir. Avrupa ve Akdenız bölgesinden 48 araştırma kuruluşunun katkıda bulunduğu Avrupa Komisyonu destekli MFSTEP projesi (http://www.bo.ingv.it/mfstep/) Akdeniz’de operasyonel oşinografi öngörü sisteminin geliştirilmesini amaçlamaktadır:m Geniş bir alandaki yerinde ve uydu gözlem verileri basen ölçekli modellere asimile edilerek bölgelere göre değişken ayrım gücünde haftalık tahminler elde edilmektedir. Tüm Akdeniz’I kapsayan dolaşım modelleri bölgesel atmosferik modelleriden sağlanan yüzey zorlamaları ile çalıştırılmakt, Akdeniz’in alt bölgelerindeki modellere başlangıç ve sınır koşullarını sağlayarak kıyısal / kıta sahanlığı bölgelerine odaklanılmasına olanak vermektedir.

Kilikya Baseni kıta sahanlığı / kıyısal modeli güneyde ve kuzeyde kıyılarla sınırlanmakta, güneydoğu ve batı yakasında açık sınır koşulları bulunmaktadır. Modelin yatay ayrımı her iki yönde de 1.35 km olup, 28 düşey sigma seviyesine ayrılmıştır; kapsadığı alan 410km x 201 km dir.

Kıyısal modeller önce Ocak 2003 döneminde bilimsel doğrulanma süresince denenmiş, atmosferik akılar vs. gibi iyi bilinmeyen etkiler sınanmış, daha sonra Eylül 2004 ten itibaren Akdeniz çapında yapılan yoğun gözlem programı ile desteklenen Hedef Operasyonel Periyod içinde operasyonel olarak çalıştırılmışlardır. Modelde görülen yüzey akıntısının yön ve hızının aniden değiştiği kirlilik taşınımı ve balıkçılık açısından büyük önemi bulunan cephelerin oluştuğu görülmektedir. Orta derinlıkte kıta sahanlığı eğimini izleyen akıntı ve girdaplar, Kıbrıs – İskenderun arası eşik topoğrafyası ile kıyı geometrisi etkisiyle dinamik değişkenlik göstermektedir.

1 Eylül 2004 tarihinden bugüne değin elde edilen yüksek ayırımlı operasyonel sonuçlar İskendrun Körfezi içinde antisiklonik bir dolaşımı göstermektedir. Aynı dönemde Körfez’de batan M/V ULLA gemisinden olası kirlilik saçılımında Körfez içindeki girdap kadar akıntıların yatay ve düşey yöndeki kayma dağılımları da etkili olmaktadır.

Doğrusal Olmayan Sistemlerin Çıkarımsal Modelleri İçin Parçalı Doğrusal
Yaklaşım

Hakan ÖKTEM
ODTÜ Uygulamalı Matematik Enstitüsü Ankara

Genomik, ekoloji, sismoloji, klimatoloji, meteoroloji gibi bir çok alanda doğrusal olmayan sistemlerin modellenmesi gerekmektedir. Bir sistemin ilk ilkeler modelinin oluşturulması için yeterli bilgi olmadığında modellerin empirik gözlemlerden çikarım yoluya elde edilmesi çok kullanılan bir tekniktir. Bu kapsamda önce bir model sınıfının seçilmesi sonra da bu modelin empirik verilere göre en olası parametrelerinin optimizasyon yöntemleriyle bulunmasi gerekir. Çıkarımsal modellemede model sınıfinın seçimi en önemli noktadır. Seçilen model sınıfı optimizasyon probleminin biricik çözümüne izin vermelidir, yani çözüm uzayı sınırlandırılmalıdır.

Diğer yandan model sistemin temel özelliklerini yansıtabilmelidir. Yani çözüm uzayının sınırlanması modellenen sistemin gerçekçi bir sekilde temsil edilmesine engel olmayacak ölçüde tutulmalıdır. Bu konuşmada parçalı doğrusal sistemlerin uygun bir istatistiksel seçim kuralıyla (güvenlik aralıklarının kesişimi) birlikte kullanılarak doğrusal olmayan sistemlerin çıkarımsal modellenmesinde kullanımı tartışılacaktır.


Rüzgar Ve Isı Akısının Doğu Akdeniz Akıntı Sistemi Üzerindeki Etkisi:
Rodos Döngüsü Örneği

Canan ÖZTÜRK
DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, İzmir

Doğu Akdeniz Genel Sirkülasyonunu etkileyen kuvvetlerin başlıcaları rüzgar ve termohalin kuvvetlerdir. Bu çalışmada ‘KILLWORTH Ocean General Circulation Model’i Doğu Akdeniz Genel Sirkülasyonu için kullanılmıştır. Model, Ocak, Mayıs, Ağustos ve Ekim 2000 tarihlerine ait verilerle, 20 günlük periyod ve 200 saniyelik zaman aralıklarında çalıştırılmıştır.

Levantin Ara Tabaka Suyunun Rodos çevresinde oluştuğu ve bütün Akdeniz boyunca orta tabaka suyu olarak yayıldığı bilinmektedir. Rodos Döngüsü üzerinde rüzgar kuvveti ve ısı akısının etkisini anlayabilmek için başlıca iki senaryo geliştirilmiştir. Birinci senaryoda ‘büyük ölçekteki alt-havza döngüleri’ (large-scale sub-basin gyre) ve rüzgarın bu döngülere olan etkisi incelenmiştir. İkinci senaryoda ise ısı akısının döngüler üzerindeki etkisi ele alınmıştır.

Ege Denizi Genel Sirkülasyonu Ve Yoğunluk Seviyelerindeki Mevsimsel Değişim

Erdem SAYIN
DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, İzmir

1990’lı yılların başında Akdeniz sirkülasyonunda büyük değişiklikler olmuştur. Bu değişikliklerin nedenlerinden biri rüzgar kuvvetinin bütün batı Akdeniz’de azalmış buna karşın Ege ve Lavantin Havzasında artmış olması, bir diğeri ise kış mevsiminde hava sıcaklıklarının Lion Körfezi’nde artması, buna karşılık Ege ve Lavantin Havzasında düşüş göstermesindendir (Demirov ve Pinardi, 2002). Bu iklimsel değişimler sonucunda Akdeniz yüzey ve aratabaka suları Ege Denizi doğu kıyıları boyunca Kuzey Ege’ye doğru akarken Ege Denizi dip suyu Lavantin Havzası’nın büyük bir kısmını doldurmuştur. Ege Denizi dip suyunun Akdeniz’e akmasında Ege Denizi yoğunluk seviyelerinde ki yükselme önemli rol oynamıştır. Bu çalışmada Ege Denizi yoğunluk seviyesinde olan bu değişikler, araştırma gemisi R/V K. Piri Reis ile özellikle Ege Denizi doğu kıyıları boyunca yapılmış olan deniz çalışmaları sonucu elde edilmiş olan CTD verileri ve matematiksel model (MOM) yardımıyla açıklanmaya çalışınmıştır.


Çamlıdere (Ankara) Neojen Silisleşmiş Ağaçları: Paleoklimatoloji

Mehmet SAKINÇ*, Aliye ARAS**, Cenk YALTIRAK***
*İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul
**İÜ Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Vezneciler İstanbul
***İTÜ Maden Fakültesi, Maslak 34469 İstanbul

Türkiye’nin önemli silisleşmiş fosil ağaç lokalitelerinden biri de Çamlıdere (Ankara) çevresidir. Silisleşmiş ağaçların en bol bulunduğu lokalite Çamlıdere barajının kuzeyinde yer alan bir tepedir. Buradaki stratigrafi, tabanda gölsel marnlarla başlar, üzerinde bir andezit seviyesi yer alır. Bunun da üzerinde kalınlığı 40 metreyi bulunan, sileksli killer ve tüflerden oluşan bir istif bulunur. Bu düzey silisleşmiş ağaçlar gövde ve dal parçalarından oluşan bir zon şeklindedir. Bu zon in sitü bir ormandan farklı olarak, patlayan bir volkanın kızgın akıntılarının bölgedeki bitki örtüsünü tamamen sürükleyerek bir göl kenarına yığması ve daha sonra da kızgın volkanik camlarla örtülerek birlikte depolanması sonucu oluşmuştur. Bu olay yaklaşık Orta Miyosen’de bölgede gelişen volkanik aktivitenin bir aralığına denk gelir. Ani bir katastrofi sonucu bölgenin bitki örtüsü volkanın yamaçlarından kuzeyde yer alan büyük bir gölün kenarına kadar olan bir alanda fosilleşmiştir. Bu fosil yığınları içinde gövde çapları 1-4 metre arası değişen genelde Gymnosperm’lerden oluşan taksonlar çoğunluktadır. Bitki örtüsü hakkında diğer bir veri gölsel çökeller içinde iğne yapraklı taksonlara ait yaprakların bulunmasıdır. Volkaniklerin kenarlarında yerleşen bitki örtüsünün neredeyse bütününü ortadan kaldıran Çamlıdere katastrofunun olduğu dönemde bölge yüksek bir plato şeklindedir. Çamlıdere de bulunan büyük gövdeli ağaçların benzerleri Güvem kuzeyinde gövdeleri tamamen yanmış olarak büyük silisifiye kökler olarak gözlenir. Bir lav seviyesinin üzerinde alan gölsel gri renkli silisifiye tüflerin arasında siyah kömür tabakasını andıran yanmış ağaç parçacıkları ve külleri bulunur. Güvem ile Çamlıdere arası yaklaşık 45 kilometredir. Bu da söz konusu volkanizmanın ve volkan patlamaları ile bitki örtüsünü bir anda fosilleştiren bu tür olayların bölgedeki yaygınlığını göstermektedir.

Bu çalışmanın ön sonuçları ne göre bölge Gymnosperm taksonları ait topluluklar ile temsil edilmiştir. Sequoiadendron giganteum gibi Trakya’da geç Oligosen erken Miyosen döneminde çökelmiş birimler içinde rastlanan kömürleşmiş ağaçların bu bölgeye kadar yayılması bize Anadolu kuzeyinin 21-10 milyon yıl arasındaki dönemde soğuk bir iklime sahip olduğunu ve bugünkü Kuzey Amerika Kayalık Dağlarındaki iklime benzer koşulların bölgede etkin olduğunu açıklamaktadır.

Bazı taksonların parlatma kesitlerinde yıllık halka şekillenmesi muntazam değildir. Bu da bize o dönemde ağaç topluluğunun zaman zaman dışarıdan bazı etkilerle (yangın, böcek istilası gibi) karşılaştığının göstermektedir.

Ön çalışma sonuçlarına göre Çamlıdere’de mevcut olası bazı bazı taksonlar;

Gymnospermae
Sequoia, Taxodioxylon, Glyptostrobus, Pinus, Picea, Abies,


Angiospermae
Quercus, Platanus, Salix, Populus, Acer, Alnus

Alnus, Populus, Salix, Quercus, Pinus, Sequoia, Abies topluluğunun yaşam ortamı bağıl nemi yüksek, rutubetli topraklardır.


Trakya Neojen (Geç Miyosen-Kuvaterner) Silisleşmiş Ağaçları: Paleoklimatoloji

Mehmet SAKINÇ*, Aliye ARAS**, Cenk YALTIRAK***
*İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul
**İÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü, Vezneciler, İstanbul
***İTÜ Maden Fakültesi, Maslak 34469 İstanbul

Trakya da silisleşmiş ağaç fosillerini içeren birim Trakya Formasyonu (Umut ve diğ., 1983) ya da Belgrat Çakılları olarak tanımlanmıştır (Penck, 1919; Tchihatcheff, 1877). Trakya Formasyonu, Ergene Nehrinin Silivri-Çantaköy-Uzunköprü-Edirne ekseninin kuzeyindeki kolları üzerinde kum, kil ve marndan oluşan kalın menderesli akarsu çökellerini, uyumsuz örter. İstif genelde iyi yuvarlanmış, düzensiz dağılımlı değişik litolojilere ait çakıllardan oluşmuştur. Formasyonun kalınlığı 100 m ye yakındır. Çakıl seviyelerinin tabanlarında, çeşitli taksonlara ait silisleşmiş ağaç fosilleri in situ bulunur. Bunlar, dallar ya da gövdelerdir. 0.5 m den 1 m ye kadar dal parçaları, 1-3 metreye kadar gövdeler, farklı amaçlar için çalışan çok sayıda araştırıcı tarafından gözlenmiştir (Akartuna, 1953; Erentöz, 1953; Eroskay ve Aytuğ, 1982, Emre, 1982). Çoğunlukla çökel düzeyinin içinde dik, kanal dolguları içinde ise yatay olarak bulunan ağaç fosilleri, uzun mesafede taşınmamış dal veya gövdeleridir. Bazı taksonlarda dallar ilkel şekillerini korumuştur. Bu özellikler, ağaç topluluklarının çökeleme ortamının hemen yakınında olduğunu belirtmektedir. Bölgedeki SiO2 ce zengin kumlardaki silisyumun iklim koşulları nedeniyle çözünmesi sonucunda oluşan Silisyumca zengin suların akarsu içindeki ağaç parçalarının odun dokusu içine girmesiyle silisleşme gerçekleşmiştir. Silisifiye ağaçların dış kesimlerinde dokulara paralel keskin silis lamları ile gövdeye dik olarak oluşmuş ikincil silis lamları fosil ağaçlarda dikkati çeken özelliktir.
Trakya Formasyonu, üzerinde kalınlığı 1-1.50 cm kadar olan zirai toprak genelde çakıllıdır ve altındaki istife uyumlu olarak geniş alanlara yayılır. Bunun içinde iri çakıl boyutunda kuvars, radiolarit, metamorfik kaya parçaları bulunur. Bu tutturulmamış çakıllar arasında çok sayıda çeşitli taksonlara ait silisleşmiş ve taşınarak yuvarlanmış ağaç parçaları yer alır. Ağaç fosilleri içeren Trakya formasyonu nun yaşı stratigrafiktir. Tabanında uyumsuz olarak yer alan ve memeli hayvan fosilleri içeren ve MN8-MN13 Avrupa memeli zonları ile karakteristik (Steininger et al.,1990) Orta-Üst Miyosen yaşlı Ergene Formasyonu bulunur. Ergene Formasyonu’na ara katkı olan bazaltlar 10-5.6 milyon yıl arasındadır. Trakya Formasyonu Ergene Formasyonu’ndan açısal uyumsuz olması, fasiyes farklılıklarından dolayı ayırt edilmektedir. Trakya Formasyonu’nun yaşı bölgenin stratigrafisi ışığında Pliyosen-Kuvaterner? olmalıdır.

PALEOFLORA
Kınalıköprü Çerkezköy arasında yer alan Yarmatepe çakıl ocağından alınan 15 silisleşmiş odun gövdesinden yapılan transversal, tanjansiyal ve radial yön kesitlerinin incelenmesinde şimdiye kadar sonuçlanan çalışmalarda örneklerin Angiospermea’ ya (Kapalı tohumlular) ait olduğu kesinlik kazanmıştır. Bu grup içinde yeralan silisifiye örneklerin çoğu ksilolojik özelliklerine göre günümüzün Compositae ve Leguminosae-Caesalpiniaceae familyalarının odun anatomisine yakın benzerlik göstermektedir.


PALEOKLİMATOLOJİ
Türkiye’de ilk defa Selmier (1990) Küçükçekmece Gölü civarında Miyosen çökellerindeki fosil odun örnekleri içinde Leguminosae-Mimosoideae familyalarına ait Dichrostachyoxylon zirkelii tanımlamış ve yıllık halka genişliklerinin 3,9-4,5 mm arasında olduğunu belirtmiştir. Araştırıcı 3 - 4.5 mm yıllık halka genişliklerinin büyüme mevsimi boyunca uygun koşuların bir göstergesi olduğunu söylemektedir.
Çalışma alanındaki Çerkezköy güneyindeki kumocağındaki örnekler içinde saptanan ve halen tanı çalışmaları devam eden Dichrostachyoxylon sp. taksonunda ise yıllık halka genişlikleri 3-5 mm olarak ölçülmüştür. Her iki taksonun bu özelliklerini karşılaştırdığımızda bunların birbirleri ile uyumlu oldukları görülmektedir. Günümüzde küçük ağaç veya çalı formunda olan Dichrostachys Eski Dünyanın tropik cinslerinden biridir. Düzlük yerlerde, alçak tepelerde, kurak, taşlı yamaçlarda, akarsu kenarlarında yayılım gösterir. Asya ve Avrupa’da ki coğrafik dağılımından bu ağacın geniş bir klima çeşitliliğine sahip olduğu anlaşılmaktadır (Selmier, 1990).

Compositae
Artemisia arborescens günümüzde Akdeniz’in en sıcak alanlarında, taşlı kıyılar ve kayalık yamaçlarda doğal yayılış gösterir. Fosil odun örneğinde yıllık halka genişlikleri 3-7 mm dir.
Leguminosae-Caesalpiniaceae
Bu familyaya ait cinslerin çoğu tropik bitkileridir. Bunların Akdeniz çevresinde doğal yetişen taksonları da vardır. Odun anatomisi bakımından birbirine çok yakın üç cins familyalarına ait Copaifera, Detarium ve Sindora tropik bölge ağaçlarıdır. Bu üç cins içinde Sindora’nın Asya’da 20 türü bulunmaktadır. Paleobotanik çalışmalarda Sindora’ya benzerlik gösteren ve Hopeoxylon indicum olarak tanımlanan örneklerin erken Miyosen döneminde Afrika’dan Asya’ya kadar olan alanda var olduğu belirtilmektedir (Prive-Gill et al, 1999). Fosil Sindora lar Dercourt et al. (1993) e göre margino-litoral ve fluvio-lacustrin ortamlarda çok sıcak ve nemli iklim koşulları altında yaşamaktadır.

Bu taksonların günümüzdeki yaşam koşulları ve tercih ettikleri iklim özellikleri göz önüne alındığında, bunların genelde bol güneşli, sıcak ve kurak bir döneme ait iklim koşullarına uyum sağladıkları görülmektedir. Odunlarda yıllık halkaların genişlikleri iklim (özellikle sıcaklık ve yağış miktarı), topraktaki su miktarı, böcek etkisi, yangın, topraktaki mineral çeşitleri ve besin miktarı gibi faktörlerin etkisine bağlıdır. İncelenen fosil örneklerinde yıllık halkaların oldukça geniş olması, yalancı yıllık halkaların bulunmaması, çok dar yıllık halkaların olmaması, bu dönemde, ağaçsı taksonların yaşadığı ortamda yukarıda belirtilen olumsuz faktörlere maruz kalmadığını göstermektedir. Sıcak ve kurak döneme rağmen geniş yıllık halkaların var olması bu fosil örneklerin olasılıkla geç Miyosen sonlarındaki bir zaman aralığında su ihtiyacını bulundukları çevredeki akarsu ve benzeri su kaynaklarından sağladığı anlaşılmaktadır.

Ağaç fosiller genel de tropik bölge cinsleri olmakla beraber, Asya, Afrika, Arabistan ve Amerika da değişik iklim koşullarında yaşamaktadırlar. Bununla beraber, günümüzde mevcut olan türlerinin ekolojik koşulları göz önüne alındığında geç Miyosen sonlarında bölgede yıllık ortalama sıcaklığın 15-25 derece, minumum yıllık yağış miktarının da 250-700 mm (Selmier, 1990; Prive, 1970) olduğu tahmin edilmektedir.

KAYNAKLAR

Akartuna, M., 1953. Çatalca-Karacaköy Bölgesinin Jeolojisi. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Monografileri (Tabii ilimler kısmı) Sayı 13. 87 s.
Dercourt, J., Ricou, L.E., Vrielynck, B. (Eds.), 1993. Atlas Palaeoenvironmental Maps. Gauthier-Villars. 307 pp.
Emre, M.T., 1982. Çerkezköy Dolayının Yeraltı suyu potansiyeli ve yapay beslenme olanakları. İ.Ü. Yerbilimleri Fak. (doktora tezi)
Erentöz, C., 1953, Çatalca Bölgesinde Jeoloji Tetkikleri. MTA yayınları. Seri B.
No 17. 94s.
Eroskay, O ve Aytuğ, B., 1982. Doğu Ergene Çanağının Petrifiye Ağaçları. İ.Ü. Orman Fakültesi Derg. A, 32, 2, 7-21.
Prive-Gill, C., Thomas, H., Lebret, P., 1999, Fosil wood of Sindora (Leguminosae-Caesalpiniaceae) from the Oligo-Miocene of Saudi Arabia: paleobiogeographical considerations. Review of Paleobotany and Palynology 107, pp. 191-199.
Selmier, A., 1990, Dichrostachyoxylon zirkelii (FELIX), Mimosoideae, a silicified wood from Miocene sediments of Küçük Çekmece Lake (Turkey). Mitt. Bayer. Staatsslg. Palaont.hist. Geol., 30: 121-135, 10 Abb.;München.
Steininger, F. F., Bernor, L. R ve Fahlbusch, V., 1990, European Neogene Marine/continental Chronologic correlation. European Neogene Mammal Chronolgy. Ed by. Linsday et al. Vol,180, 15-46.
Umut, M., Kurt, Z. ve Imik, M.,1983, Tekirdağ ili Silivri (İstanbul) Pınarhisar (Kırklareli) Alanının Jeolojisi MTA Rap. 7349.
Penck, W., 1919. Grundzüge der Geologie des Bosphorus. Veroff. Des inst.
Meeresk Heft.4,
Tchihatcheff, P.de.1877. Le Bosphore et Constantinopole. Paris.


Türkiye’yi Çevreleyen Denizlerde Seawifs Klorofil-A Verilerinin Değerlendirmesi: Akdeniz İçin Yeni Bir OC Algoritması Yaklaşımı

Serkan SANCAK ve Şükrü T. BEŞİKTEPE
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli 33730 Mersin

SeaWiFS uydusunun radyometrik verileri yardımı ile dünya çapında klorofil-a miktarı tayininde kullanılan ve NASA tarafından geliştirilmiş olan OC2 ve OC4 algoritmaları, biyo-optik açıdan farklılık gösteren Türk Denizleri için test edilmiştir. Yerinde biyo-optik ölçümleri Ekim 1999 da 25 istasyonda gerçekleştirilmiştir. Yerinde ölçümlerle eş zamanlı olarak toplanan uydu verilerinin karşılaştırılması sonucu hem OC2 hem de OC4 algoritmalarının Türkiyeyi çevreleyen sularda tatminkar çalışmadığını göstermiştir. Karadeniz’de 2. haldeki sular (case 2 waters) baskın olduğundan algoritmaların başarısızlığı beklenendir. Diğer yandan algoritmaların Akdeniz’in 1. halde (case 1) bulunan sularında da çalışmaması bu suların özgün optik özelliklerine bağlı olabilir. OC4 algoritmasının, SeaWiFS uydusunun 412 nm’deki bandının bilgisini de kulanacak şekilde değiştirilmesi Akdeniz’de algoritmanın başarımını iyileştirmiştir. Bu değişiklik diğer denizlerdeki başarımı değiştirmemiş, bir düşüşe sebep olmamıştır. Akdeniz’in verimsiz (oligotrophic) suları için uyarlanmış yerel bir algoritmanın, OC4 algoritması ile birleştirilmesi sonucu elde edilen yeni algoritma ise denenen tüm algoritmalar arasında Akdeniz için en iyi sonucu vermiştir. Yerinde ölçümlerde toplanan yansıma verisi kullanılarak da klorofil-a (OC – ocean colour, deniz rengi) algoritmaları denenmiş ve sonuç olarak klorofil-a değerlerinde SeaWiFS’in atmosferik düzeltme algoritmasından kaynaklanan çok büyük bir sapma gözlenmemiştir.



İstatistiksel Ölçek Küçültme Yöntemleri Ve Türkiye’ye Uygulamaları

Hasan TATLI1 ve Hasan Nüzhet DALFES2
1İTÜ Uçak Ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği Bölümü, Maslak 34469 İstanbul
2İTÜ Bilişim Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul

Hava ve iklim süreçlerinin yeryüzündeki yaşam üzerinde hayati etkileri vardır. İklim değişkenliği ve değişiminin anlaşılabilmesi, bölgesel ve yerel iklim tanılarının geliştirilmesi, iklim çalışmalarının temel konularından biridir. İklim etkilerini araştıranlar, genelde, iklim değişiminin ve değişkenliğinin geçmişi, bugünü ve geleceği hakkında detaylı ve doğru bilgilere gereksinim duyarlar. İklim değişimi ve değişkenliği konusunda önemli ve temel araçlar Genel Dolaşım Modelleridir (GDM). Ne yazık ki kaba sayısal çözünürlük üzerinde çalıştırılan GDM’ler yerel iklim değişimi ve değişkenliği hakkında doğru bilgiyi veremezler. Bu bağlamda, GDM’lerin kısıtlarından dolayı “ölçek küçültme” stratejilerinin geliştirilmesine gerek duyulur. İklim araştırma ve etkilerinin arasındaki farklı ölçekler; “ölçek küçültme ” ve “ölçek büyültme” yaklaşımları ile birbirine bağlanabilir. Bu çalışma, geliştirilen yeni ölçek-küçültme stratejilerini ve Türkiye üzerine uygulamalarını kapsamaktadır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Büyük Su Yapıları ile Sulu Tarım Alanlarının İklim Değişimine Etkileri

Sevilay TOPÇU1 ve Burak ŞEN2
1ÇÜ Zir. Fak. Tar. Yap. ve Sul. Böl. Adana
2DMİ Araştırma Şb. Müd. Ankara

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi amaçlı planlanmış ancak 1989 yılından sonra kapsamı genişletilerek entegre bir bölgesel kalkınma projesine dönüştürülmüş Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), bölgedeki dokuz ili kapsayan ve Fırat ve Dicle nehirleri ile bu nehirlerin kolları üzerinde 22 baraj ile 19 hidroelektrik santralinin yapılmasını öngören bir projedir. GAP tamamlandığında bölgede yaklaşık 1.7 milyon hektar arazinin tamamı sulu tarıma açılması planlanmakta ve baraj gölleri gibi büyük su kütleleri ile sulanan tarım alanlarından oluşan buharlaşma nedeniyle bölgede hidrolojik, ekolojik, sosyolojik değişimlerin yanısıra uzun sürede iklimsel değişimlerinin olması beklenmektedir.

Bu çalışmada GAP kapsamındaki bölgede iklim değişikliğinin belirlenmesi amacıyla DMİ’nin en az 30 yıllık kesintisiz gözlem süresine sahip iklim gözlem istasyonlarından sağlanan veriler kullanılmıştır. Günlük ortalama sıcaklık ve oransal nemin yıllık ortalama değerleri ile günlük maksimum ve minimum sıcaklıklarının yıllık ortalama değerlerinden oluşan meteorolojik gözlem verilerinin zaman serilerinin parametrik ve parametrik olmayan yöntemleriyle analizi yapılmıştır. Öncelikle gözlem dizileri zaman serileri ile grafiklenmesiyle trend, süreksizlik ve sıçramalar görsel olarak saptanmıştır. Görsel analizi takiben verilerde gidiş olup olmadığı, gözlem verilerinin ortalamalarının durağanlığı, gözlem serilerindeki bağımlılık, veri ortalamalarının ve varyanslarının homojenliği için Parametrik ve Nonparametrik testler uygulanmıştır.

Analiz sonuçlarında bölgede genel olarak günlük ortalama oransal nemin yıllık ortalama değerlerinde belirgin bir artış, günlük minimum sıcaklıkların yıllık ortalama değerlerinde ise neme göre daha az belirgin bir artış bulunmuştur. Günlük maksimum ve ortalama sıcaklıkların yıllık ortalama değerlerinde önemli bir değişime rastlanmamıştır. Büyük su kütleleri ile sulu tarım alanlarına yakın istasyonlarda gözlenen iklim etmenlerinin proje öncesi yıllardaki ve proje sonrası (yaklaşık 10 yıl) olmak üzere ortalama değerleri arasındaki farklardan yola çıkılarak bölge haritası üzerinde eş fark eğrileri oluşturulmuştur.


Bölgesel Ölçekte Kar Simulasyonları Ve Duyarlılık Testleri: Güneydoğu Asya Ve Türkiye Örnekleri

Ömer Lütfi ŞEN
İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, Maslak 34469 İstanbul

Bu araştırmada iki farklı bölge için bölgesel ölçekte kar simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Bunlardan ilkinde, Tibet Platosu’ndaki kar örtüsünün doğu Asya muson yağışlarına etkisi duyarlılık testleri ile belirlenmeye çalışılmıştır. Kontrol simülasyonunda, bölgesel iklim modeli 1998 yılı için güneydoğu Asya’yı kapsayacak şekilde çalıştırılmıştır. Duyarlılık simülasyonunda ise modelin simüle ettiği kar örtüsü ve kalınlığı Tibet Platosu üzerinde klimatolojik kar örtüsü ve kalınlığı ile değiştirilmiştir. Böylece 1998 yılı için Tibet Platosu üzerinde o yıl biriken kar örtüsü yerine klimatolojik kar örtüsü olması durumunda doğu Asya’da meydana gelen şiddetli yağışların nasıl etkileneceği yönünde fikir edinilmeye çalışılmıştır.

Benzer bir çalışmada Türkiye üzerinde kışın oluşan kar örtüsü simüle edilmiş ve uydu datası kullanılarak modelin performansı ölçülmeye çalışılmıştır. Bu çalışma halen devam etmekte olup ilk bulgular modelin kar örtüsünün hem birikme hemde erime evrelerini oldukça iyi şekilde simüle ettiği yönündedir.



Kuzey Atlantik Salınımının Avrupa Ve Türkiye Sıcaklık Ve Yağış Serileri Üzerindeki Etkileri

Mete TAYANÇ, Aslı ALKAN and Semiha KİRAZ
Marmara Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Göztepe, İstanbul

Bu çalışmada ortalama sıcaklık için 1950-91 ve yağış için 1950-2000 periyotlarını kapsayan Global Historical Climatology Network (GHCN) ve Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ) veri setleri kullanılarak Kuzey Atlantik Salınımının (NAO) Avrupa ve Türkiye ortalama sıcaklıkları ve yağışları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Veri setini belirli kalite kontrol adımlarından geçirdikten sonra, NAO indeksi ile birlikte mekansal ve zamansal analizler yapılmıştır. Mekansal analizlerde iklim serilerinin NAO indeksi ile olan Pearson korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Mekansal analizler, aylık, mevsimlik ve yıllık bazda olmak üzere Avrupa için, zamansal analizler de Türkiye için mevsimlik ve yıllık bazda olmak üzere gerçekleştirilmiştir. Bulgular, NAO indeksi pozitif olduğunda Kuzey Avrupa’nın ve Skandinavya’nın daha ılık ve bol yağışlı olduğunu, bunun aksine Akdeniz Havzasının ve özellikle Türkiye’nin daha soğuk ve kurak olduğunu ortaya koymaktadır. NAO indeksi negatif olduğunda tam tersi bir durum gerçekleşmektedir. NAO indeksi ile Türkiye ortalama sıcaklıkları arasındaki yıllık bazda korelasyon -0.35, kış korelasyonu -0.42 olarak elde edilmiştir. Yağışta ise yıllık korelasyon -0.47, kışta ise -0.46 olmuştur. Bunun aksine yaz sıcaklıkları ve yağışları ile olan korelasyonlar çok daha belirsizdir, sırasıyla, 0.09 ve -0.02. Zamansal analiz, sıcaklık serilerinde istatistiksel olarak belirgin bir artışın olmadığını da ortaya koymaktadır.


Van Gölü’ nün Dinamik ve Isıl Modellenmesi

Ufuk Utku TURUNÇOĞLU ve Nüzhet DALFES
İTÜ Bilişim Enstitüsü, Hesaplamalı Yer Sistem Bilimi Grubu, Maslak 34469 İstanbul

Büyük göl dinamik açıdan oldukça ilginçtir: okyanuslara etki eden türden kuvvetlerin etkisi altındadırlar, fakat okyanuslarda olduğu gibi göllerde açık sınır şartlar belirlemek gerekmez; bu nedenle göller üzerinde hidrodinamik modelleme yapmak daha kolaydır.
Bu çalışmada NCAR-Penn State Mesoscale Model (MM5) bölgesel atmosfer modeli yardımıyla Türkiye’nin doğu bölgesi için yüksek çözünürlükte üretilmiş meteorolojik veriler, Princeton Ocean Model (POM) okyanus modeline uygulanmış ve Van Gölü’ndeki genel sirkülasyonun, hidrodinamik ve ısıl özelliklerinin belirlenmesi icin kullanılmıştır. Bu amaçla, MM5 modelinden elde edilen 6 yıllık simülasyon sonuçları ile haftalık zaman ölçeğinde bir klimatoloji oluşturulmuş ve POM modelinin gölün genel hidrodinamik davranışının modellenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, bu çalışma kapsamında iki model arasındaki etkileşimleri (ısı ve momentum akıları) hesaplamak için ayrı bir program geliştirilmiştir.


MM5 ile Türkiye Üzerinde Dinamik Ölçek Küçültme

Ufuk Utku TURUNÇOĞLU ve Nüzhet DALFES
İTÜ Bilişim Enstitüsü, Hesaplamalı Yer Sistem Bilimi Grubu, Maslak 34469 İstanbul

Bu çalışmada NCAR-Penn State Mesoscale Model (MM5) bölgesel atmosfer modeli kullanılarak Türkiye’nin doğu bölgesi için iklimsel anlamda yüksek çözünürlükte meteorolojik veri üretmek amaçlanmıştır.

MM5 modeli, NCAR-NCEP Reanalysis I ve Reynolds SST verisi kullanılarak tek yönlü dinamik ölçekleme tekniği ile Türkiye’yi içine alan bölgede 1995-2000 yılları arasındaki 6 yıllık bir dönem için çalıştırılmış ve sonuçlar Van Gölü bölgesindeki meteoroloji istasyonlarının verileri ile karşılaştırılmıştır.

Sonuçlar MM5 modelinin mevsimsel ve yıllık anlamda istasyonlar ile benzer sonuçlar verdiğini göstermektedir.


Ege Denizi Su Kütlerinin İklimsel Varyasyonlara Göre Değişimleri

Şeniz UÇKAÇ1 ve Doğan YAŞAR2
1ÇOMÜ, Çanakkale
2DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, İzmir

Akdeniz iklimsel değişimlere oldukça duyarlı bir bölge olup su sirkülasyonu ve altbasenler arasındaki su geçişleri bu değişimlere bağlı olarak önemli ölçüde etkilenmektedir. Doğu Akdeniz ve Karadeniz arasında geçiş imkanı sağlayan Ege Denizi meteorolojik farklılıaşmaların hissedildiği önemli bir bölge olup son yıllarda yapılan çalışmalar Doğu Akdeniz derin dip suyu oluşum bölgesinin Adriyatik Denizi’nden Ege Denizi’ne kaydığını göstermektedir. Özellikle 1980’li yılların sonunda ve 1990’ların başında oluşan soğuk hava koşulları ve yağışsız dönem kuvvetli kuzey rüzgarlarıyla birleşince Kuzey Ege bölgesinde dip suyu oluşumuna sebep olmuş yüksek yoğunluktaki dip suların sırasıyla Güney Ege’yi ve sonunda Doğu Akdeniz’i etkilediği görülmüştür.

Bu çalışma kapsamında da MEDATLAS verileri kullanılarak Ege Denizi su kütlerinin değişimleri 1986-1994 aralığında incelenmiş olup Kuşadası meteoroloji istasyonundan alınan veriler ile birlikte değerlendirilmektedir. Yerinde ölçüm verilerinden elde edilen sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk profilleri ile rüzgar, hava sıcaklığı, yağış ve deniz seviyesi bilgileri zaman serisi olarak sunulmaktadır.

Türkiye’deki Iklim Değişiklilerine Bir Örnek: 1990’lı Yıllarda Oluşan Kuraklığın Belirtileri Ve Sonuçları

Doğan YAŞAR
DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, İzmir

İklimler, gerek uzun ve gerekse kısa dönemler içerisinde, kurak ve yağışlı döngüler halinde değişim gösterirler. Bu döngülerden en kısa sürelisi, ortalama 20 - 22 yıl civarında olup, bu sürenin 7 ila 10 yılı yağışlı (bölgesel ortalamaların üzerinde) ve 7 ila 10 yılı da kurak (bölgesel ortalamaların altında) olarak geçmektedir.

İklimsel döngülerdeki bu değişim, tüm deniz ve tarım ürünlerine yansımakta ve sosyoekonomik açıdan tüm ülkeyi doğrudan etkilemektedir. Ülkemizin başlıca önemli ürünlerinden zeytinin, kurak dönemde ortalama 8.52 kg/ağaç olan verimlilik oranı, yağışlı dönemde % 61 artarak ortalama 13.72 kg/ağaç seviyesine çıkmaktadır. Aynı şekilde, fındık üretiminde dünyanın en önemli üreticisi durumunda olan ülkemizde bu ürünün verimlilik oranı, kurak dönemde ortalama 1.41 kg/ağaç iken, yağışlı dönemlerde %30 artarak ortalama 1.85 kg/ağaç seviyesine çıktığı görlebilir. Dünya genelindeki pamuk fiatları incelendiğinde ise, pamuk fiatlarının üretim azalması nedeni ile kurak dönemlerde arttığı, yağışlı dönemlerde ise fiatların düştüğü ilgili borsa kayıtlarından görülebilir. Kurak dönemlerde denizlerdeki tuzluluk değerlerinin, yağışların azalması ile birlikte arttığı, yağışlı dönemlerde ise, nehir girdilerinin ve yağışın yeniden artması nedeni ile azaldığı . İklimsel değişiklikler nedeniyle yağışların azalması, denizlere gelen besleyici elementlerin azalmasına ve ekosistem değişikliğine neden olduğu için özellikle Karadeniz’de, 1990’lı yıllrda yaşanan kurak dönem çok şiddetli hissedilmiş ve bu dönem hamsi istihsalinde %80’lik azalış olmuştur..

Yağışlı ve kurak dönemlerdeki önemli verimlilik değişikliklerine neden olan ana faktörlerden birisinin, atmosferik taşınımlar olduğu son yıllarda sıkça ileri sürülmektedir. Özellikle 1980’li yıllardan sonra karasal ve denizel ekosistemin mikro/makro besin kaynağınının atmosferik taşınımlar olduğu ve bu nedenle başta ABD olmak üzere diğer gelişmiş ülkeler, verimlilik oranlarını arttırabilmek ve/veya kontrol altında tutabilmek ve yıllı ürün desenlerini belirleyebilmek amacı ile yüzlerce atmosferik taşınım örnekleme istasyonları kurmuşlardır. Söz konusu bu istasyonlardan sistematik olarak alınan gerek yağmur sularında ve gerekse kuru örneklerdeki besleyici elementler saptanarak, üretici birirmlere ve kanun yapıcılara gerekli bilgiler aktarılmakta ve iklimsel döngüler nedeniyle oluşan değişimler maksimum düzeyde avantaja dönüştürülmektedir.

Ülkemizde, uzun döneme ait iklimsel değişimlerin karasal ve denizel ekosistemlere etkisi konusunda izleme çalışmalarının kesintili olması nedeniyle, sağlıklı bir değerlendirme yapılamamaktadır. Bu eksikliğin giderilmesi için izleme istasyonlarından kesintisiz uzun veri alınması şarttır.

 

Haberler

METEOROLOJİ / OŞİNOGRAFİ MÜKEMMELİYET AĞI (MOMA) PİLOT PROJESİ: UYDU VE YER GÖZLEM, VERİ ASİMİLASYONU, ÖNGÖRÜ, ERKEN UYARI SİSTEMLERİVE KULLANICI HİZMETLERİ'NIN GELİŞTİRİLMESİ
Proje desteği: TÜBİTAK KAMU KURUMLARI ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME PROJELERİNİ DESTEKLEME PROGRAMI

Online Kişi Sayısı :

We have 31 guests online